YSK VETOSU ve DOĞRU CEVAP/Mihrac Ural
21 Nisan 2011 / Perşembe
YSK VETOSU ve DOĞRU CEVAP
|
YSK VETOSU ve DOĞRU CEVAP
Mihrac Ural
19 Nisan 2011
Yılmak yok, oyuna gelmek hiç yok. Hepimiz adına siyasal temsilcilerimiz olarak haklı desteğimizi alan 12 bağımsız aday nöbetlerini, görevlerini başarıyla yerine getirecek adaylara devretmelidir. Seçim dışı kalmamızı zorlayan bu oyunlara verilecek en iyi cevap bu olacaktır.
İttihatçı darbecileri, sivil diktatörlük heveslilerini, koydukları kurallarla bir kez daha yenilgiye uğratmak zor olmayacaktır. Kendi Koydukları kuralları bile çiğnemekten çekinmeyen bu zorbalara, kendi meşruiyet sınırlarında bile ağır bir ders vermek güç değildir. Farklılıklarıyla halklarımız, bu yasakçı zihniyete seçimlerde gereken cevabı vererek bunu gösterecektir.
***
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 12 bağımsız adayı veto ederek, seçme ve seçilme hakkına tecavüz etmiştir. , Bu adımla, bir kez daha, bu ülkede barış içinde birlikte yaşamanın önü kesilmek istendiği, kanlı savaşın sona ermesi ve barışın ikamesi için yapılan tüm girişimlerin sonuçsuz bırakılmak istendiği, tarihten bu güne gelen tüm acıların, diyalogla aşılma umudu yok edilmek istendiği açığa çıkmıştır. Bir siyasal nefes alanı olan seçme ve seçilme hakkın hiçe sayan YSK‘nın VETO kararı, ortak ülkemizde demokrasi ve özgürlük umutlarına vurulan bir darbedir; darbeciliğin çirkin suratlarından biri de budur.
Bu darbe, kimlerin halkın iradesinin tecellisinden korktuğunu da açıkça göstermektedir. 12 Haziran sonrası oluşacak yeni siyası tabloda, kimlerin gerçek anlamda, tarihin gerisine düşeceği bu yasakçılıkla belli olmuştur. Halkın özgür iradesiyle yapacağı tercihlere karşı girişilen bu darbe, bu ülkeyi ortak yaşama kapalı tutmak isteyen bir darbedir.
Bu çabalar, sivil diktatörlük çabalarının, seçim öncesi saldırı denemesidir. Bu bir yol kesme, bir gasp hareketidir. İttihatçı yankesiciliktir. Darbelerden şikayet edenlerin darbeciliği bu adımla bir kez daha açıkça ortaya çıkmaktadır.
YSK’nın kararını şiddetle protesto ediyorum.
Bağımsız adaylara ve onları destekleyen tüm siyasal güçlere de bu “bir oyundur bu oyuna düşmeyin” diyorum. İttihatçı, tek boyutlu milliyetçilerin yol kesme harekatının tek amacı, başarınızın önünü kesmek, hepimiz adına kazanacağınız mevzilerden sizleri, dolaysıyla bizleri, halklarımızı uzaklaştırmaktır. Bu oyuna gelinmemelidir.
Veto edilen adaylar, hepimiz adına parlamentoya gidişi kesin olan adaylardır. Hayatlarını demokrasi ve özgürlük için mücadeleye adamış adaylardır. Onları tüm gücümüzle de destekleyeceğimizi ilan ettik. Buna rağmen yola devam edilmelidir; onlar gibi onurlu, dirençli, erdemli başka adaylarda az değildir. Yeni adaylar derhal belirlenmelidir. “Sineyi millete çekilmek” bu günün tavrı değildir. Buna karşı dikkatli olmak gerek. Gerçek anlamda gayri meşru olanların, kendi kurallarıyla kazanılan meşruiyetleri onlara terk etmemek gerek. İstedikleri budur, bunu onlara vermemek gerek.
Yeni bağımsız adaylarla, daha da güçlüce seçimlere katılmalı ve bu yasakçı zihniyetin ilkelliğini kendi kurallarıyla başlarına yıkmalıyız; bunu başaracağımız kesin.
Halklarımız bu ölçekte akıl almaz bir haksızlığa, oylarıyla gereken cevabı verecektir. Bu cevap, siyasi dengeleri istediğimizden de daha iyi bir kombinezona taşıyacaktır.
“YSK VETOSU ve DOĞRU CEVAP”
YAZIMA EK
Mihrac Ural
19 Nisan 2011
YSK’nın 12 bağımsız adayın seçimlere katılımını yasaklayan veto kararına karşı protesto yazımda, Aktarmaya çalıştığım ana fikir seçimlerden çekilmeyi gerektirmediği fikriydi.
Veto yasaklarıyla seçime girmekten yasaklanan bağımsız adayların yerine başka adayların gösterilme olanağı olmaması, önerdiğim yeni bağımsız adaylarla yola devamın mümkün kılmıyor. Dolaysıyla bu önerim fiilen bir anlam taşımıyor. Ancak bu ana fikri değiştirmiyor.
Bu nedenle veto edilen bağımsız adaylara tutunmak, seçimlere katılımı daha da ağırlık olarak ele almamız gerekecektir. Bu çabalar, seçimlere katılma hakkını kullanacak bağımsız adaylarına bir güç olarak eklememiz gerek.
Bu gelişmeler, seçim etkinliklerinde yeni sorunları getirse de kararlılığımızı bozmamalıdır. Her şeye rağmen, veto kararı seçimlerden çekilmeyi gerektirmiyor.
Mevcut bağımsız adaylardan aynı sorumluluğu gösterebilecek adayların desteklenmesi de mümkündür. Darbeci anlayışla, gaspçı zihniyetle yapılan vetoya karşı teslim olmamak gerek. Seçim sahasını, gerici zihniyetin at koşturma sahası olarak terk etmemek gerek. Önerimin esasını oluşturan önerme de bu merkezdedir.
Bir kez daha tekrarla, seçimlerin kaderiyle oynamak isteyen bu girişimlere karşı farklılıklarıyla halkımız gereken cevabı verecektir. Halkımıza güvenmek gerek ve bu seçimlere katılımı daha da etkin hale getirerek, zorba algıları kendilerinin koyduğu ve bozduğu kurallarla yenileceklerini göstermemiz gerek.
Bu günkü verileriyle bunu başarmak zor olmayacaktır.
***
YSK VETOSU ve DOĞRU CEVAP
Mihrac Ural
19 Nisan 2011
Yılmak yok, oyuna gelmek hiç yok. Hepimiz adına siyasal temsilcilerimiz olarak haklı desteğimizi alan 12 bağımsız aday nöbetlerini, görevlerini başarıyla yerine getirecek adaylara devretmelidir. Seçim dışı kalmamızı zorlayan bu oyunlara verilecek en iyi cevap bu olacaktır.
İttihatçı darbecileri, sivil diktatörlük heveslilerini, koydukları kurallarla bir kez daha yenilgiye uğratmak zor olmayacaktır. Kendi Koydukları kuralları bile çiğnemekten çekinmeyen bu zorbalara, kendi meşruiyet sınırlarında bile ağır bir ders vermek güç değildir. Farklılıklarıyla halklarımız, bu yasakçı zihniyete seçimlerde gereken cevabı vererek bunu gösterecektir.
***
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 12 bağımsız adayı veto ederek, seçme ve seçilme hakkına tecavüz etmiştir.
Bu adımla, bir kez daha, bu ülkede barış içinde birlikte yaşamanın önü kesilmek istendiği, kanlı savaşın sona ermesi ve barışın ikamesi için yapılan tüm girişimlerin sonuçsuz bırakılmak istendiği, tarihten bu güne gelen tüm acıların, diyalogla aşılma umudu yok edilmek istendiği açığa çıkmıştır. Bir siyasal nefes alanı olan seçme ve seçilme hakkın hiçe sayan YSK‘nın VETO kararı, ortak ülkemizde demokrasi ve özgürlük umutlarına vurulan bir darbedir; darbeciliğin çirkin suratlarından biri de budur.
Bu darbe, kimlerin halkın iradesinin tecellisinden korktuğunu da açıkça göstermektedir. 12 Haziran sonrası oluşacak yeni siyası tabloda, kimlerin gerçek anlamda, tarihin gerisine düşeceği bu yasakçılıkla belli olmuştur. Halkın özgür iradesiyle yapacağı tercihlere karşı girişilen bu darbe, bu ülkeyi ortak yaşama kapalı tutmak isteyen bir darbedir.
Bu çabalar, sivil diktatörlük çabalarının, seçim öncesi saldırı denemesidir. Bu bir yol kesme, bir gasp hareketidir. İttihatçı yankesiciliktir. Darbelerden şikayet edenlerin darbeciliği bu adımla bir kez daha açıkça ortaya çıkmaktadır.
YSK’nın kararını şiddetle protesto ediyorum.
Bağımsız adaylara ve onları destekleyen tüm siyasal güçlere de bu “bir oyundur bu oyuna düşmeyin” diyorum. İttihatçı, tek boyutlu milliyetçilerin yol kesme harekatının tek amacı, başarınızın önünü kesmek, hepimiz adına kazanacağınız mevzilerden sizleri, dolaysıyla bizleri, halklarımızı uzaklaştırmaktır. Bu oyuna gelinmemelidir.
Veto edilen adaylar, hepimiz adına parlamentoya gidişi kesin olan adaylardır. Hayatlarını demokrasi ve özgürlük için mücadeleye adamış adaylardır. Onları tüm gücümüzle de destekleyeceğimizi ilan ettik. Buna rağmen yola devam edilmelidir; onlar gibi onurlu, dirençli, erdemli başka adaylarda az değildir. Yeni adaylar derhal belirlenmelidir. “Sineyi millete çekilmek” bu günün tavrı değildir. Buna karşı dikkatli olmak gerek. Gerçek anlamda gayri meşru olanların, kendi kurallarıyla kazanılan meşruiyetleri onlara terk etmemek gerek. İstedikleri budur, bunu onlara vermemek gerek.
Yeni bağımsız adaylarla, daha da güçlüce seçimlere katılmalı ve bu yasakçı zihniyetin ilkelliğini kendi kurallarıyla başlarına yıkmalıyız; bunu başaracağımız kesin.
Halklarımız bu ölçekte akıl almaz bir haksızlığa, oylarıyla gereken cevabı verecektir. Bu cevap, siyasi dengeleri istediğimizden de daha iyi bir kombinezona taşıyacaktır.
Bu Haber 667 Kişi Tarafından Okundu.
|
YORUMLAR
| Başlık : secimler |
Tarih : 13 Mayıs 2011 / Pazar |
Üye Adı :nazim |
“SEÇİMLER VE DERSİM' İN YENİDEN KATLİAMI!” Nazmi Doğan, Mayis 2011 CHP, Askeriye ve diğer Türk/İslam sentezcileri soykırım güçleridir. Kılıç sallayan devşirme Kemal, celladına tapmanın dramatik örneklerini sunmaya devam ediyor. Irkçı-faşist-şovenist propaganda zehiri ve asimilasyondan oldukça etkilenmiş Alevi dernekleri, envay çeşit salon sosyalistleri Kemalizmin kendilerinin gerçek duruşları olduğunu, onun da kılıç sallayan Arap şeriatçısı Hz. Alinin devamı olduğunu iddia ediyor ve Kemal'in kendisinin Alevi-Kızılbaş olduğunu iddia edecek kadar ileri gidiyorlar. Aklı başında her insan, elinde kılıçla dolaşan şimdiki cihat savaşçılarının ideolojik önderlerinden olan Arap Ali'sinin sosyal demokrasi veya Kemalizmle hangi bağlantılarının olduğunu sormadan geçemez! Muhamet gibi Ali veya Osman da şimdiki El-kaide liderlerinin öncülleridir. Farkları sadece taşıdıkları silahlardır. Kılıç yerini, çoktan ateşli silaha bıraktı, ama bizim cahiller onu bile iyi algılayamıyor!! Almanya'da derneğine kılıçlı Ali'yi asmakla, bir Avrupalıya, Mezoptomya ve Anadolu'da, onun atalarını neyle kestiğini hatırlatmaktan başka bir şey yapmadığının farkında mısın? Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan islam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin kılıççı Ali'ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Ama 20 milyonun üzerindeki Anadolu Alevilerinin bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur. Derneklerine, başa M. Kemal resmi, arasına keskin bir kılıç (Zulfikar) ve onun yanına da eskı çağların Bin Ladin'i, Suudi Ali'sinin resimlerini asan, zamanı çoktan dolmuş devşirmeliğe özenen kör cahil topluluk halkına ihanet etmeye devam ediyor. Kılıç' çı Kemal’e yeniden dönersek: şimdiki CHP başkanının, Alman Himler’in gestapo yöntemlerinden esinlenerek isminin değiştirilmesi insanlığın yüzkarasıdır. Himler herkesi gaz odasına göndermiyor, çoğu muhalif Almanların ailelerini yok ederken çocuklarının alınıp adlarının değiştirilmesi ve bunların özel eğitilerek “Hitler gençlik taburlarına” verilmesini sağlayan bir yöntem geliştirmişti. Dersim Soykırımı döneminde ailesinden 7 kişi öldürülen ve öksüzler yurduna, daha sonra da yatılı bölge okullarına alınıp adı değiştirilen, Nazmiye nufus dairesine kayıtlı bu kişinin esas adı Hıdır dır. Ailenin soykırım öncesinde soyadı ise söylendiği gibi Karabulut falan değildir. Soykırım arifesinde bütün Dersimlilerin ad ve soyadlarının değiştirilmesi kanunla gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bu aileye Karabulut soyadı da istekleri dışında verilmiştir. Hıdır isminin Kemal diye değiştirilmesi, Karabulut soyadının da Kılıçdaroğlu diye değiştirilmesi Türkiye topraklarında nasıl bir barbarlığın yaşandığını ispatlamaktan öteye gitmiyor. Çocuk yaşta beynine yağma ve talanın, “kafirlerin” kafalarının kesilmesinin(kılıçla simgeleniyor) kahramanlık olduğu, kendisinin esas Türk olduğu, Atilla” nın soyundan geldiği, Arap asılı Hz. Ali”den kahraman M. Kemal” e varan geleneğin devamı olduğu, Alevi derneklerine de asıldığı gibi 3 sembolü(ali-zülfükar-atatürk) entegre eden Kemal Kılıçdaroğlu isminin onu “yabani”, “aşağılık” Kuro Dersimlilerden ayrıştıracağı sistematik olarak işlenmiştir. Bir kere Alevi Kültüründe Kılıç sembol falan değildir. Bu Şiilerde olabilir, Aleviler ile Şiiler ise tamamıyla zıt toplumlardır. Şii İslamın 5 şartınıda yerine getirir, camii ye gider, ramazanda oruç tutar ve hacca da gider, ama Aleviler bunların hiçbirini yapmaz…Alevilerin Arap Ali'sinin keskin Kılıçlarını asmalarının başlangıcı yeniye dayanıyor.Türk ırkçılığının yükseliş döneminde bir taktik olarak, Aleviliğin Müslümanlığın bir mezhebi olduğu ileri sürülmüş, otonomiye varabilecek hak ve toprak taleplerinin yokedilmesinin alt yapısı sağlanmıştır. Bu idolojik-politik bir proje olarak ortaya atılmıştır. Koçgiri isyanı döneminde bu projenin ana hatları çizilmiştir. Osmanlının dağılması ve ezilen halkların özgürlük bağımsızlık talepleri Alevi-Kızılbaş halklarının yoğunlukta yaşadığı Dersim – Koçgiri otonomisinin hala ayakta durması Kemalist Ittihat Terakkicileri korkutuyordu. Lübnan ve Suriyede de bağmsız devletlerin kurulması, artık sıranın Anadolu Alevilerinde olduğunu ve bunların bir an önce etkisiz hale getirilmesini acil kılıyordu. O dönemde Osmanlı padişahının en güvenilir adamı diye Anadolu'ya gönderilen M. Kemalin önündeki en önemli görev de bu idi. Fransız veya İngilizlere tek bir kurşun sıkmadan ilk yaptığı iş Koçgiri de Kürt isyanı var diyerek İstanbul’ a telegraf çeken M. Kemal yaklaşık 24 000 Aleviyi acımasızca katletti. İttihat Terakki artıkları Paşalar, Koçgiride Alevieri katlederken Padişah ve aynı zamanda onların ağababası olan İngiliz ve Fransızlara da rapor verdiler. Çünkü, M. Kemalin bölgeye resmi olarak gönderilmesinin sebebi, İngiliz istihbaratına göre, artan başıbozuk eşkiya eylemleridir. Yani o dönemde İngiliz ve Fransızlar için birincil konu din temelinden örgütlenen çetelerin Ermeni soykırımından ele geçirilen mal-mülkler, altın ve paraları paylaşım kavgası ve de askerlere ait yiyecek malzemelerini yağmalama hareketleridir. M. Kemal müteffikler adına sözde bu başkaldıranları kontrol altına almalıydı: Kocgiri katliamı ile bayram etmeye başlıyan Müteffik ordu komutanları, Kemalin daha sonraki faaliyetlerini kontrol etme gereğini bile duymadılar ve böylece Kemal de bu fırsattan yararlanarak kendi çıkarları için bütün çeteleri bir araya getirmeye başladı. Dikkati çeken diğer bir nokta ise, bu katliamdan sonra tek bir Fransız veya İngiliz askerinin burnunun kanamamasıdır. 1920 lerden 1923 kadar sadece 2 İngiliz askeri yaralanmıştır ve bu Beyoğlun da Rum kadınlar yüzünden çıkan bir kavgad olmuştur... Koçgiride Alevilerin kitlesel imhasından 1 ay sonra M. Kemal Fransızlarla dostluk antlaşması imzaladı. Kurnaz İngilizler de onun göstermelik “asayiş problemi”, nin kamufulajını iyi kullandılar ve sınıra dayanmış Bolşevik hereketine karşı gerekli tamponu sağlayacak tek liderin o olduğunu Londra’ ya bildirdiler. İngiliz gizli arşivlerinden anlaşılacağı gibi M. Kemal hemen onların gözüne girmişdi. Laz Topal Osmanın bu katliama çekilmesi ise ona teklif edilen Sivas, malatya, Tokat ve Erzincanın kuzey alanlarındaki Alevi mal varlıklarıdır. İttihatçılar, Ermeni ve Rumların yokedilmesinde kullanılan yöntemi burada gene uyguladılar. Sözde topal Osman’ a Lazkiye otonomisi verilecek ve Alevi Kızılbaşlardan boşalacak alanlar da onun topraklarına katılacaktı. Mustafa Kemal 1923 yılına kadar amaçlarının “Saltanatı ve Hilafeti kurtarmak olduğunu tekrarladı durdu? öyle yaptı, çünkü bir Türk devleti için çalıştığını söyleseydi, yanında kimseyi bulamazdı. Etrafına topladığı bütün başıbozuk çeteler (kuvvai miliye denilen eşkiyalar) yağma ve talandan başka bir şey düşünmüyorlardı. İngiliz ve Fransız ordularını rahatsız eden bu Müslüman çeteleri bir araya getirmek için onlara kan emiciliğin sembolü durumunda olan "padişahı koruma", "halifeliği ve saltanatı yaşatma" hedefini göstererek düzenli ordu kurmaya başladı. Padişah için savaşma, o dönemde Müslüman olmayan halkların mal ve mülklerini yağmalamayla özdeş idi. Koçgiri de kan akarken, M. Kemal bu seferde din, Müslümanlık adına Karadeniz alanında da büyük bir yağma talan hareketi başlattı. Kriminal eşkiyalardan kurulan terör çeteleri Rumların evlerini basıyor ve onları acımasıca katlederek mal ve mülklerine el koyoyorlardı. Kemal onlara bunun " padişahın bir fermanı " olduğunu söylüyor ve çığ gibi büyüyen bu eşkiya sürüleri sayesinde kendi gücünü de artırıyordu. Diğer yandan Osmanlıyı yöneten İngilizler M. Kemal konusunda tam emin olmak için yeni bir olayı ölçü olarak kullanmayı planladılar. TKP yönetimi M. Suphi liderliğinde Anadolu' ya geliyordu. Bütün istihbarat M. Kemal' e İngiliz gizli servisinden aktarıldı, yani bütün bu yöneticilerin nerden hareket ettikleri ve nereye ne zaman varacakları tamı tamına ona aktarıldı. ingilizler Bolşeviklik hakkında Kemali test yapmak istediler. Bilindiği gibi Kemal, İngilizlerin istediklerini fazlasıyla yaptı, TKP yöneticilerini sağ yakalama değil hepsini sorgusuz sualsız denizde boğdurdu. Bu olaydan sonra İngiltere Kraliyet ailesi tamamıyla ikna oldu ve artık Anadolu' nun gelecegi M. Kemal' e bırakıldı. Bu kararın sonuçları diğer Anadolu halkları için çok vahim olacaktı. Rumlar ve Dersimliler de Ermeniler gibi feda edildi. Batı Anadolu`da bulunan Yunanlilar resmen satıldı. Karşılığında Kemalistlerden İngiliz askerine dokunulmaması istendi ve bu aynen de böyle oldu. Rumlar'ın 3 000 yıllık vatanları olan batı- Anadoludan kovulmalarının da yolu böylece açılmış oldu. "Kurtuluş savaşı" denilen uyduruk hikaye sonradan İsytanbul İngiliz konsolusunun da dediği gibi, "itlerin kendi aralarında ki dalaşmalarından kuvvetlinin çıkamasını bekledik..." İşte Türk devleti denilen yapının ortaya çıkış şekli...Başta Rumlardan yanaymış gibi görünürken, M. Kemalin Anadoluda ki bütün eşkiya çetelerinden derleyip toparladığı hırsızlar kalabalığını görünce ondan yana yer aldılar. Tek istekleri ise M. Kemal'den bolşevikliği durdurmaları oldu. Ermeni menşevikleri ile arası iyi olmayan Stalin ise o sıralarda Kafkaslar da idi. Stalin olmasaydı TC devleti gene kurulamazdı. Stalin, politik karşıtları olan menşevikleri bahane ederek Ermenileri arkadan vurdu. Böylelikle yağma ve talana gelmiş osmanlı kırıntılarının Kars, Ardahan ve Van şehirlerini de almalarına kendisi yardım etti. Ermenilerin çoğunlukta oldukları bu şehirlerin TC devletinin ordusu diye lanse edilen bu eşkiya çetelerine devredilmesi sovyetlerin tarihlerinde işledikleri ağır bir suçtur... İngiltereden gelen emir ile Kemal'in önü açılıyor ve birincil tehlike olan Bolşevikliğe karşı tampon bir devlet kurulması aciliyet kazanıyordu. Bu meyanda diğer konular tamamıyla arka plana geçiyor, Rum, Ermeni, Kürt, Alevi, Pontus halklarının hak ve talepleri yok sayılıyordu. İngiliz ve Fransızlar artık M. kemal' e oynuyordu. Kemal bu fırsattan yararlanarak Anadolunun bütün yerli halklarını yok etmeye başladı. işte bu etmizlik hareketine daha sonra " kurtuluş savaşı" denilecekti. Alevilerin esas sembollerine dönersek, bunlar genelikle doğanın birer parçalarıdır. Alevilik, sahte ideolojik poltik amaçlı projelerin yansıttığı gibi “ali evicilik, alicilik” değil, “alev” den gelmedir. Bir kere bu bir dil sürçmesi falan değil, açıkça ortada olan bir şeydir. Ali başka Alevi başkadır. Alev’ e tapma is Mezopotamya toplumlarının ana kültürü olan güneş ve ateşin kutsallaşması temelindedir. Zerdüşt dini Hiristiyanlık ve Müslümanlıktan önce vardır. Bu coğrafyanın da ana kültürüdür. Tek tanrılı dinler ve özellikle de Yahudi ve Budizm dinleri Zerdüşt inancından çok etkilenmişlerdir. Tepeden bir devlet yaratılması için uydurulan sahte ideolojiler ile jenositleri sistemleştiren kemalist kadrolar 1928 lerden itibaren tüm alanlarda geniş ideolojik – politik çalışmalara girdiler. örneğin güneş dil teorisi saçmalığı almanya’ da yükselen Nazi akımlarından esinlenerek uyduruldu. Alevilerin mentalitede yokedilmeleri için ise Koçgiri kırımı ile temelleri atılan “islamın bir mezhebi” şeklinde ki projesi yeniden ortaya sürüldü. Başta Şevket Süreyya Aydemir olmak üzere kadrocuların uzlaştığı bir nokta, Ermeni ve Rumlar gibi diğer kadim Anadolu milletlerinin de nihai olarak ortadan kaldırılmalarıdır. Hiristiyan dinine mensup olanların başarıyla yokedilmeleri Kemalist kadroların iştahını artıriyor ve mücadele şiddetle tırmadırılıyordu. Dersim’den Ankara’ ya çağrılan bazı ileri gelenler ya satın alınıyor veya her yol denenerek beyinleri yıkanıyordu, ama o zamana kadar Alevilerin esas çekirdeğini oluşturan iç bölgelere ulaşamıyorlardı. Soykırım yapıldıktan sonra bütün dede, seyit ve pirler Malatyanın Akçadağ kazasında 3 aylık eğitime tabii tutuldu. Bu eğitim ile, dedelere, sehlere ve pirlere Atatürk posterleri, Hz. Ali posterleri ve Zülfıkar resimleri verilerek köylerine gönderildiler. Tamamen beyinleri yıkanan bu sözde ileri gelenler, halka ” esas müslüman ve türk ” olduklarını, islamın bir mezhebi olduklarını propoganda yapmaya başladılar. Köylerin her tarafı Arap Ali sinin resimleri ile doldu. TC nin geri kalan Alevileri asimile etme çalışmaları sistemli eğitim çalışmaları ile periodik olarak devam etti. Elbistan’ dan Tokat’a ve Erzurum’a kadar Alevileri yaşadıkları bütün alanlardan toplanılıp getirilen bir sürü Türkçe bilmeyen insanlardan celladına tapan ucubeler yaratıldı… Alevilerin Arap Ali’ sinin resimleri ile tanışmaları bu olaydan sonradır. Alevilere kılıç resmi bu şekilde dayatılmıştır. Çünkü o dönemde Müslüman olunca direkmen Türk olunuyordu. Yani Alevilerin 500 senelik Osmanlı hükümranlığı döneminde Müslüman sayılmamaları ve şimdi birden bire “rütbe” almaları, Şevket Süreyya Aydemir ‘ in de dediği gibi ‘Kemalizmin bir dehasıyıdı’. Bu proje başarıya ulaştı, hafıza kaybına uğratılan Aleviler hak ve özgürlük telaplerinden vazgeçerek düşmanlarının saflarına geçtiler. Inönü Anılarında; “bunların hemen hemen hepsinin okuma yazmasi yoktur, Türkce bilmezler, onlari mecmua kitap ile degil, resimlerle ikna edelim yönünde bütün kadrolardan öneriler geldi…Onlar kendi inanclarinin adina benzeyen ve “AL” ile baslayan bizim Alevilği hemen birden benimsemedilerse de kafalari allak bullak oldu…..” der. Dersimliler, Rum ve Ermeniler Kemalizmin ırkçı milliyetçiliğinden ve Kemalist devlet dindarlığından çok çekmişlerdir. Kemal Atatürk dönemi Türkiye’nin en karanlık, diktatoryal dönemidir. Ermeni, Asuri-Süryani katliamları ve milyonlarca Rumu denize döken odur. Atatürk laik değildi, demokrat hiç olmadı. Şimdi yaşasaydı sonu aynen Mübarek, BenAli veya Kadafi gibi olacaktı...TC nin varlığı anlamına gelen Müslüman olmayanların yokedilmesi AKP’li devlet döneminde de hızında bir şey kayb etmemiştir. Enver Paşa: „Ermeniler olmazsa, Ermeni sorunu da kalmaz.“ Çağrışım yaptınız mı? Başbakan Erdoğan ne diyor: „Düşünmezsen Kürt sorunu yoktur.“ Birbirlerine oldukça benziyorlar, değil mi? İnsanlık Heykeli’ne „ucube“ dedi, hemen kaldırıldı. Bu davranış, Taliban’ın Buda heykellerini dinamitlemesi benzeridir. Şimdi gene Müslüman olmayan aydınlar kurşunlaniyor, boğazları kesilýor ve masum insanlar ‘aklı dengesi yerinde olmayan’ genç Türklerin saldırı hedefi olmaya devam edýor. Ama ne hikmetse bu ‘akli’ dengesi yerinde olmayan genç Türkler hiç bir cami imamını rahatsız etmiyor sadece Müslüman olmayanları öldürüyorlar!?! Varlığı yağma ve talana dayanan dejenere olmus capulcu Anadolu guruhu, ırkçılık üzerine inşaa edilen Kemalist devletin çağdaşlaşmasını isteyenlere kuşkuyla yaklaşıyor. O ‘’Devlet yıkılırsa ben ortada kalırım’’ sendromundan hala kurtulmuş değil. Yani kendisine Türk diyen ama genetik olarak Anadolunun Türk olmayan eski yerlilerinin genetiğini taşıyan bu halkın yüzde doksanı hala onun parazitliğini garantileyen bu yabani varlıktan yana, yani kan emici askerci-çeteci. Seçimini kendi refahına ve geleceğine göre değil, devlet dediği ve tam ne anlama geldiğini kavrayamadığı, silah ve kanla algıladığı gücün bakiyesi ve onun devamlılığına göre yapıyor. Bu açıdan tercihi mevcut yağma ve talanın bekçisi olan devleti temsil eden partilerden yana olacaktır. AKP, CHP, MHP ve diğer devlet partilerinin aday listelerine bakmak yeterli. Bu partilerin adayları ya çete, ya hırsız, ya dolandırıcı ve ellerinde insan kanı var.Aralarına serpiştirdikleri ‘Demokrat’ gömlekliler ise sadece işin aşentiyonu. AKP, CHP ve MHP bu sahte maskeleriyle sadece toplumu daha derin kaoslara sürükleyeceklerdir. Dersimliyi kandıramıyorsan toplumda bir yere gelmiş birilerini ne pahasına olursa olsun satın almak. Bu gün AKP veya CHP saflarında yer alan ‘Ünlü’ Zazalar acaba hangi hesapları sonucu oaradalar. Kendi kimliği ve kültürü için mücadele eden birinin Dersim soykırımını yapmış bir kimliğin ve kültürünün yanında ne işi olabilir ki? CHP DERSİM 38 SOYKIRIMINI YAPTI CHP’nin şovenizm, ırkçılık ve faşist politika ve pratiği oldukça açık ve net bir biçimde kör gözlerin bile göreceği kadar orta yerdedir. Sırf Dersim Jenosidi konusundaki faşist, soykırımcı, şovenist yüzü değil aynı zamanda Ermeni, Kıbrıs, Balkanlar, Kafkaslar, Azerbaycan vs gibi bir çok sorunda MHP’yi aratan taktik adımları ile söylem ve pratikleri tam bir gerçek kimliğine, sözde cumhuriyet kurucu kadrolarının da ruhuna uygun bir yere geldi. Aslına bakarsanız kendisine zoraki giydirilmiş sözde sosyal demokrat kimliğin de reddi de olsa; tam ve kesinlikle düzenin en önemli çekirdek örgütüdür. Kılıç sallayan devşirme Kemal celadına tapmanın en dramatik örneklerini sunmaya devam ediyor. Kemalistler laik değildirler. Onlar öncekilerin yarım bıraktığı politikayı hayata geçirmeye çalışmışlardır. Savaş esnasında ana slogan: "padişahı koruma", "halifeliği ve saltanatı yaşatma" idi. İslam adına cahil cuhul kan emici Müslümanları bir araya toplayan Kemalistler, 1925’te Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Aleviliği resmen yasaklamış, buna karşılık İslamı da resmi din yapmışlardır. Diyaneti kuran Kemal' in bizat kendisidir. 12 Eylül cuntacıları da Kemalizm adına türk islam sentezini TC nin ana ideolojisi yapmadılar mı? Kemal Kılıçdaroğlu hemen hemen bütün seçim konuşmalarında bu konuya ilişkin soru geldiğinde “Biz Atatürk ne yaptıysa onu savunuyoruz.” demeye devam ediyor. Utanmadan soykırımı haklı gösteriyor, taptığı celladın yaptığına aynen sahip çıkıyor. Gerçekte olan, ırkçı CHP’nin kendi kimliğine dönüşü ya da boyanın dökülüp altta gerçeklerin çıkması vardır. CHP İttihat terakkinin devamıdır. Ermeni soykırımı, Rum soykırımını ve Anadoludaki diğer yerli hakların yokedilmesi sürecini ilerleten bir akımın devamıdır: 1880 lerden beri başlatılan temizlik hareketlerini yöneten bir partinin mirasçısıdır. Soykırıma uğradığı halde sürgündeki milyonlarca insanı bu soykırımı hak etmiş gibi göstererek, ortada bir isyan ya da “terörizm” varmış gibi havalar yaratıp, yeni soykırımlara zemin hazırlayan neo faşist CHP zamanını tamamlamıştır. O gün iktidarda olan kurucularının, bugünkülerden zerre kadar farkları yoktur ve kesinlikle aynıdırlar. Dersimlilerce farklı algılanması, korkunun hükümranlığında gerçekleri bile ters yüz edecek bir asimilasyonla celladın mentalitesini kabullenmek trajik bir olayıdır. ALEVİ KİTLELERİ CELLATLARINA TAPMA DEĞİL, DİĞER BÖLGE HALKLARI İLE BİRLEŞMELİ VE YENİ BİR DEVLETİN KURULUŞU İÇİN MÜCADELE ETMELİDİRLER. Kürdistan devletinin kurulması bölge halklarının ağır baskı ve zulümden kurtarılması için somut bir seçenektir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika da başlayan halk hareketleri Türkiye toprakları içinde yer alıp da hiçbir özgürlük va haka sahip olamayan Kürt, Laz, Alevi ve Çerkezlerin bir an önce harekete geçmelerini zorunlu kılıyor. Cahiliğin en yüksek olduğu Yemen ve Mısırda halk toplu ayaklanmışken Türkiye de insanların korku içinde celladına tapmaya devam etmesi ve hiçbir hak talebinde bulunmaması şizofrenik bir ruh haline tekabul ediyor. Kürtlerin ise dil, vekil, tabela,demokratik toplum gibi safsatalarla zaman kaybetme yerine, tam bağımsızlık için harekete geçmeleri gerekiyor. Türkiyede ki devlet Libya ve Yemen den daha kötüdür. Mısır halkı milyonlarcası ile ayaklanıp demokratik haklarını isterken, kendisine Türk diyen hiçbir unsur en ufak bir hak talebinde bulunmuyor. Bunların oluşturduğu hiçbir yapı rasyonal olamaz ve Kürtlerin de bunlardan alacakları veya verecekleri bir şey olmamalıdır. Artık zamanları bitmiştir. Türk devleti denilen oluşumun sonu gelmiştir. Alevi olsun, Laz olsun bütün Karadeniz ve kuzeydoğu Anadolu halkları Kürtlerle aynı kaderi paylaştıklarını bilmeli ve harekete geçmelidir. Bu köhe yapıya son vermenin şartları artık olgunlaşmıştır. Sevgi ve Selamlarla Nazmi Dogan
|
|
|