Bugün TBMM gündeminde Başbakan’ın geçen hafta sunduğu Hükümet Programının görüşülmesivar. Hatırlarsanız Başbakan, bilmem kaç sayfalık programı geçen hafta kürsüde okumuştu.
12 Haziran seçimleri öncesinde 14 olan icracı bakanlık sayısı 20’ye çıkarılırken, sayısı 8 olandevlet bakanlıkları kaldırıldı. Bunun yerine 4 adet başbakan yardımcılığı getirilerek bakan sayısı 25’e yükseltilmişti.
Kamu Yönetimi Reform Taslağı, 2004’de veto edilerek gündemden kalksa da kapsamındaki değişiklikler peyderpey uygulanıyor. Ya da kamu yönetimindeki “reform” yavaş yavaş sisteme yediriliyor.
Yeni hükümet programı da bu hattın devamı olarak görünüyor. Programda, Yeni Anayasanın yapımı ve Kürt Sorunun çözümü konuları öne çıkıyor.
Programda yer alan “AB Bakanlığını kurduk” sözü, çözülemeyen sorunların komisyona havale edilmesine benziyor. Bu dönemde müzakere faslı açamayan, AB sürecini askıya alan AKP hükümeti, bakanlık kurarak işi geçiştirmeye çalışıyor.
Programın ağırlıklı kısmını kalkınma vaadleri kapsıyor. Yerli otomobilin üretimi için teşvikten İstanbul’un finans merkezi ilan edilmesine kadar pek çok vaad var.
Ekonomik açıdan bu vaadlerin gerçekliğini uzmanların tartışmalarına bırakalım. Ama programdaki en komik olanıncari açığın nükleer santralle kontrol altına alınması isteği olduğu kesin.
Şöyle deniyor; “Cari açık konusunu yakından takip ediyoruz. Yüksek cari açığın altında bazı yapısal nedenler var. Cari açığı azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık vereceğiz. Nükleer santral çalışmalarına kararlılıkla devam edeceğiz.”
Taze Ekonomi Bakanı da ilk demecini nükleer santral konusunda veriyor; “tezekten mi enerji üreteceğiz?”.
Sinop ve Mersin’e nükleer santral kurulamayacağı, dünyanın vazgeçtiği bir teknoloji olduğu, insana ve çevreye verdiği zararları bir kenara bırakalım. Velev ki santral kurulsun bunun bizim şu an gittikçe büyüyen cari açığa hiçbir faydası olmayacak. Hatta şu an Yunanistan, İspanya, Portekiz, İtalya’da sinyal veren Küresel Krizin, domino etkisiyle sarsılacak ekonomiye hiçbir faydası olmayacak.
Tezekle ilgili kısma hiçbirşey söyleyemiyorum. Nükleer santral karşıtlarının gerekçelerini hafife alma, itibarsızlaştırmadan başka bir şey hedeflemeyen tartışma bu. Bu siyaset yapma biçiminin kimseye ve de ülkeye hiçbir faydası yok, AKP’nin bunu anlaması lazım.
Özetle, iktisadi kriz yerküreyi hızla sararken, ABD’de ve AB’de derinden resesyon çığlıkları atılırken ne nükleer santraller ne de kanallar ne de yeni kentler kurtarabilir. Bu projeler ancak ve ancak kara delik yaratmanın dışında bir işe yaramayacaklardır. Sadece ekolojik açıdan değil ekonomik açıdan da bir bela olacaklar.
Üretici güçleri yenileyemediğinize göre yapılacak tek şey üretim ilişkilerini konuşmaktır.
TBMM’nin de sokağın da yeni gündemi yeni bir demokrasi algısı ile yeni bir dünyanın nasıl kurulacağıdır.
Bu haftadan itibaren BDP’li vekilleri bekleyen görev de bu tartışmayı TBMM’den başlayarak topluma yaymalarıdır.