• Ana Sayfa
  • İlanlar
  • Firma Rehberi
  • Foto Galeri
  • Haber Arşivi
  • İletişim
  • Ziyaretçi Defteri
  • Forum
  • Haber/Makale Gönder
  • Gündem Tv
Zorla Kaybedilmeye Karsi Korumayla Ilgili Uluslararasi Sozlesme
Zorla Kaybedilmeye Karsi Korumayla Ilgili Uluslararasi Sozlesme
12 Eylül 2011 / Pazartesi
BM Kisileri Gozaltinda/Zorla Kaybedilmeye Karsi Korumayla Ilgili Uluslararasi Sozlesme”yi imzalamalıdır çünkü ….”

Selam ,

 

Ozellikle medyadaki insanlar bu mevzuu islerse cok kiymetli destek vermis olurlar.

 Mehmet Atak

Çok farkli cevrelerden insana, eger “imzalamalidir” diyorsaniz, “Turkiye “BM Kisileri Gozaltinda/Zorla Kaybedilmeye Karsi Korumayla Ilgili Uluslararasi Sozlesme”yi imzalamalıdır çünkü ….” cumlesinin devamini bir iki cumleyle kisaca tamamlar misiniz dedim.

 

Neticede, sadece dar iki cevrede aidiyet bulan bir kac insan disinda, birbirlerinden cok farkli cevrelere aidiyetleri olan, cogu durumda yan yana gelmeyen pek cok insan “imzalamalidir” kararindaydi, nedenlemeleri bazi farkliliklar arzetse de - ki onlar da ozunde hemen hemen ayni yerde birlesiyordu -.

 

Bu kararin cikacagi yer TBMM, bu noktada temsiliyet uzerinden sadece MHP haric tutulursa, hem iktidardaki AKP’de temsiliyet bulan, hem muhalefetteki CHP ve Demokrasi ve Ozgurluk Bloku’na oy vererek temsiliyeti orada bulan insanlar “imzalamalidir” diyor. Secim sistemi neticesinde oylarinin TBMM’de temsiliyet hakki olmamis pek cok insanin “imzalamalidir”i da cabasi.

 

Halihazirda Demokrasi ve Ozgurluk Bloku mebuslarinin mevzuata gore onerge verme sansi olmadigina gore, CHP “imzalamalidir” uzerine acil bir onerge verebilir, hatta dahilindeki pek cok insanin “imzalamalidir” dedigi iktidardaki AKP, dahilindeki derin devletci unsurlari temel insan haklari karsisinda bu kez harcamayi goze alip dogrudan TBMM’ye mevzuu getirebilir.

 

Bunun gerceklesmesi, hizlanmasi icin de sivil baskiya ihtiyac var. Yani bana, size, hepimize…

 

Avrupa Baris Meclisi icin kaleme aldigim dosya yazim ekte. Burada dunya ve TC’deki gozaltinda kaybetme ve bunun sistematiklesmesinin kisa terihcesi, kendi temas surecimden bazi gozlemler, Avrupa ve Amerika insan haklari ve insan haklari mahkemelerinin gozaltinda kaybedilmeye dair farkliliklari ve en muhimi sozlesmeyi tercume ettigimden bu yana yer yer hukukculardan yardim alarak sozlesmeye dair yaptigim analizler ve TC’nin imzalamaktan kacinma sebepleri var.
Ki bu sozlesme imzalandiginda, sadece "gozaltinda kayiplar" degil emsallme ve gondermeleriyle pek cok baska insan hakki ihlalinin onunun kesilmesine de vesile olacaktir, incelediginizde goreceginiz gibi...

 

Herkesin yapabilecegi bir sey vardir.

 

Sevgiyle kalin,

Mehmet Atak

mehmet_atak1@hotmail.com  

0212 225 54 41
 
ps. Sozlesme'nin tercumesini isterseniz lutfen bana bildirin.

 

 

Türkiye “BM Kişileri Gözaltında/Zorla Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”yi imzalamalıdır çünkü ….

 

 

Adnan Gerger (gazeteci):

geçmişte yaşanan o korku dönemi, insanlık adına bir daha yaşanmamalıdır.

 

Adnan Özyalçıner (yazar):

insan hak ve özgürlüklerinin en başında gelen yaşama hakkı elinden alınamaz/alınmamalıdır. Ancak böylece insanca yaşayıp insanca ölebilmenin mutluluğuna erişilebilir.

 

Ahmet İsvan (eski İstanbul Belediye Başkanı):

yakın tarihimizde ülkemizde güvenlik güçleri elindeyken yapılan işkenceleri ve hukuksuz yargılamaları örtbas etmek için, hatta istenmeyen kişileri yargılamadan yok etmek için, devlet yetkisi kullanan kişilerce çok sayıda cinayetler işlenmiş olduğu, bir karabasan niteliği ile kamuoyunun artık bilincindedir. Ülkemizi bu ağır insanlık ayıbından kurtaracak olan uluslararası anlaşma derhal TBMM tarafından onanmalı ve geçmişin bu konudaki suçluları adalet önüne çıkartılmalıdır.

 

Ahmet Mümtaz Taylan (oyuncu):

Türkiye'li yurttaşlar tümüyle uygar, standart sivilleşme süreçlerini tamamlamış bir ülkede yaşamak üzre yeterince çile çekmişlerdir!

 

Ahmet Özbek (idareci):

bu sözleşmenin imzalanmaması hatta bugüne kadar imzalanmamış olması bir insanlık ayıbıdır.

 

Ahmet Şükrü Kılıç (AKP):

saliselik kayıp dahi zulümdür.

 

Akasya Asıltürkmen (oyuncu):

gözaltında kaybedilenlerin ailelerine sabır dilerim. Acılarına merhem olacak imzanın atılması arzusuyla. Bu sözleşme imzalanmaz. İmzalansa bile uyulmaz. Bunu gayet iyi biliyoruz ama yine de denemeye değer.

 

Akın Birdal (siyasetçi):

söz konusu sözleşmenin imzalanması ve onaylanması kuşkusuz önemlidir. Bundan da önemlisi temel hak ve özgürlüklerin korunmasına dair kabul edilen uluslararası hukuk belgelerinin iç hukuka yansıtılması ve bunun uygulamaya taşınmasıdır. Bu da o ülkedeki barış, demokrasi ve adalet duygusuyla ilgilidir. Bu girişimin sonuç alıcı olmasını dilemek ve çaba göstermek gerekli çünkü bu sözleşme, bizim için hâlâ büyük bir gereksinmedir.

 

Aksu Bora (sosyolog):

bir hukuk devleti olduğunu iddia ediyor ve gözaltında kaybedilme, en büyük hukuksuzluktur.

 

Ali Akay (sosyolog):

bu sözleşmenin arkasında; cenazeler, yapılmamış cenazeler, aileler, devlet memurları, hepsi beraber ölümün ölüm olduğunu gösteren ve bir daha geri dönememek üzere gidenlerin, acıların ve ölü olarak yaşayanların belleği yatmakta. Ölmeyen ölüler, geri dönmesi beklenenler, Arda kalanların ölünün ölü olduğuna inanmalarının gerekliliği veya yas tutma birlikte gitmekte. Bize geriye kalan nedir? İmzalamak evet, tabii imzalamak gerekliliği, eğer uluslararsı antlaşmalara hala güveniyorsak? Mezarlık kültürüne ait geriye kalan bize, bu kültürün bilinçdışı: ritüeller, ve bilinçdışının vahşeti. Alınacak bir karar varsa, karar sadece ölüleri değil yaşamakta olanları da bağlamaktadır. O zaman geleceğe ait bir karardan söz etmekteyiz. Arta kalanlar, geridekiler ve ileridekiler, karar ölüme dairdir ve yaşama da dairdir. Gelecek olana dairdir. Bir umut saklayabilir.

 

Ali Bulaç (gazeteci):

Türkiye elbette bu sözleşmeyi imzalamalıdır.

 

Ali Erol (KAOSGL):

bu sözleşmenin imzalanmasını kaosgl olarak desteklediğimizi belirtmek isterim.

 

Alin Taşçıyan (film eleştirmeni):

bu sözleşmeyi imzalamamak gözaltında kaybedilmeyi, yani devlet eliyle işkence ve cinayetleri onaylamak, demokratik değil totaliter bir rejim tercih ettiğini vurgulamak anlamına gelecektir.

 

Alper Görmüş (gazeteci):

geçmişe göre ilerlemeler kaydedilmiş olsa da Türkiye'nin kötü devlet gelenekleri varlığını hâlâ sürdürüyor. Türkiye bu imzayla söz konusu geleneklerden arınmak istediği yönünde güçlü bir irade göstermiş olacaktır.

 

Ammar Kılıç (Özgür Açılım Platformu):

bu ülkede kaybedilen çocuklarına bir mezar dahi yaptıramayan yüzlerce anneye yeni anneler eklensin istemiyoruz. 'Kendimizden' bir şeyler kaybetmeye daha fazla tahammülümüz yok.

 

Arif Ali Cangı (avukat):

gözaltında kaybedilme, insan haklarından yana olduğunu söyleyen bir devlet için insanlığa karşı suçtur, en büyük ayıptır. Sözleşmenin imzalanması gözaltına alınan kişiler için güvence yaratmasının yanı sıra insan haklarını koruma ve sağlama konusunda samimiyet göstergesi olacaktır

 

Arif Verimli (psikiyatrist):

gerçekten demokratik bir ülke olmak için evrensel demokratik normları kabul etmek ve sonuna kadar insan yaşam hakkının arkasında durmak gerekir.

 

Arin Manca (avukat):

adaleti üstün tuttuğuna ve adaleti sağlamak için üzerine düşeni layıkıyla yapmaya çalıştığına, bu Sözleşme’yi imzalamadan dünya kamuoyunu inandırması mümkün değildir.

 

Ayça Damgacı (oyuncu):

kendi vatandaşına işkence edilmesini meşru gören bir devlet çatısı altında yaşamak istemiyorum. Güvenlik ve korunma, din, dil, ırk fark etmeksizin her vatandaşın hakkıdır ve devlet bunu sağlamakla yükümlüdür. Kendi görevini ihlal eden, adil olmayan bir otorite, saygıdeğer bir güç değildir...

 

Ayda Aksel (oyuncu):

artık Türkiye bir insanlık ayıbını daha kaldıramaz!

 

Aydın Çubukçu (gazeteci):

yıllardır kendi halkıyla böyle bir anlaşma yapmaya yanaşmayan hükümetler tarafından yönetiliyoruz.

 

Ayşe Batumlu (avukat):

gözaltında/ zorla kaybedilme bir insanlık suçudur ve ne yazık ki bu suç Türkiye’de çokça işlenmiştir. Üstelik genellikle “devlet adına” ve “devlet yetkisi” kullanarak bu suçu işleyenler cezasız bırakılmakta, kaybedilenlerin yakınlarının sesleri zor kullanarak kısılmak suretiyle bu konudaki mağduriyeti artırılmaktadır. Her an her hangi bir muhalifin başına gelebilecek bu trajedinin bir daha yaşanmaması için Türkiye söz konusu sözleşmeyi imzalamalıdır.

 

Ayşe Erzan (fizikçi):

imzalamamak bu cinayetlerin işlenmeye devam edileceğini ilan etmek demektir.

 

Ayşe Gökhan (Belediye Başkanı):

her insanın yaşam hakkı kutsaldır. İnsan hakkı olan her şey insana verilmelidir. Başkasının hakkına çekince koymak çok ciddi bir hak ihlalidir ve suçtur. Bir ülkeyi yönetenlerin insanlığın en temel hakkı olan yaşama hakkını bireylerin insafına bırakması bir insanlık suçudur. Türkiye bu sözleşmeyi derhal imzalayarak bu suçtan kurtulmalı ve imzalamadığı süre içinde yaşananların da hesabını vermelidir ayrıca önceki dönemlere ait olayların sorumlularına da yargı süreci başlatılmalı, hesap sorulmalıdır.

 

Ayşe Gül Altınay (antropolog):

imzalamamak bir insanlık suçuna ortak olmak, bu suçun işlenmesinin önünü açmak, en temel insan ve vatandaşlık haklarından birini yok saymak demektir.

 

Ayşe Hür (tarihçi):

ancak bunu yaparsa, insan hakları ve demokratikleşme konusundaki büyük iddiasına layık olabilir.

 

Ayşe Lebriz Berkem (oyuncu):

“gözaltında kaybetme”nin kesinlikle bir “insanlık suçu” olduğunu düşünüyorum. Bu ayıpların tek tek temizlenmesini ve bunun için de kararlı davranılmasını istiyorum. Ne için? Geride bir tek gözü yaşlı ana kalmaması için... önce onlar için...

 

Ayşen Candaş (siyaset bilimci):

imzalamalıdır çünkü her zorla kaybediliş bir cinayeti maskeler, suçların aydınlatılması, yakınlarının kaybedilenlerin kaderi hakkında bilgi sahibi olması ve yakınlarını vecibelerine göre defnederek suçların cezasız kalmadığını görmesi, adaletin insanlık tarihi içindeki en eski ve en temel prensiplerindendir.

 

Ayşenur Arslan (gazeteci):

gerekçeye gerek var mı!! Çünkü insan hakları.. Hukuk.. Demokrasi.. Hatta her türlü inanç sistemi.. Ya da çok daha basit bir neden: çocuğunuzun yüzüne bakabilmek...

 

Azad Sağnıç (HAKPAR):

ülkemizdeki faili meçhul cinayetler ve İnsan Hakları ihlalleri siyasi iktidarın insafına bırakılmıştır. bu anlamda Türkiye’deki renkler ve STK’lerin üzerine çok görevler düşmektedir, İnsan hakları yarın mevcut siyasi iktidarlara da lazım olacaktır. Uluslar arası sözleşmeler ne yazık ki taraf ülkelerin (üye) kendi iç hukukları ile ve siyasi iktidarların vicdanlarına bırakılmış, yaptırımı olmayan nerdeyse yok hükmünde olan akitlerdir. BM’in öncelikle bağlayıcı kararlar alabilme yeteneğini geliştirmesi gerekiyor bu anlamda.

 

Balçiçek İlter (gazeteci):

artık bu kayıpların bir ansanlık suçu olduğun kabul etmeliyiz, insan olduğumuzu göstermeli, "farkındayız ve umursuyoruz" demeliyiz!

 

Barış Pirhasan (film yönetmeni):

sevenlerimin işlerini güçlerini bırakıp yıllarca beni aramalarını istemiyorum.... Ayrıca gözünü kan bürümüş bir caniye dönüşmek de istemiyorum...

 

Baskın Oran (siyaset bilimci):

Türkiye’deki iç dinamik (yani siyaset ve yargı), bu insanlık suçunu ortadan kaldırmaya yetecek niteliğe henüz erişmemiştir. Annelerin, çocuklarına bir mezar olsun yapabilmeleri için dış dinamiğin (yani uluslararası politika ve hukukun) yardımını da almak şarttır.

 

Bennu Yıldırımlar (oyuncu):

bu konuda sicili kabarık bir ülke konumuna en azından veda etme arzusunu kanıtlayabilsin... İmza sonrasında da buna uyduğunu bize göstermelidir ki , gelecek günlerde içimiz gerçekten rahat etsin...

 

Berat Günçıkan (gazeteci):

geçmişte gözaltında ya da değil, kayıplarla Türkiye sabıkalı bir ülkedir. Kayıplar hepimizin vicdanında kara bir lekedir. Bence Türkiye hem bu sözleşmeyi imzalamalı hem de geçmişteki kayıpları maddi manevi gidermelidir.

 

Berin Alaca Çanlı (Öz-Ge Der):

bu nedenle Türkiye'de büyük acılar yaşanmıştır. Failler bulunarak yargılanmalıdır. Demokratik toplum için bu bir zorunluluktur.

 

Biket İlhan (film yönetmeni):

Türkiye’deki siyaset ve yargı’nın bu insanlık ayıbını artık ortadan kaldırması

gerektiğine inanıyorum.. Annelerin ve ailelerin, çocukları ve kardeşleri için çektikleri acılara son verilmelidir. İnsana değer vermeyen bir devlet sisteminin parçası olmak istemiyorum.

 

Bilge Contepe (Yeşiller Partisi):

yıllardır yaşanan bu acı son bulsun gözaltında kayıplar ülkemizin de en büyük dramıdır BM’nin bu acıya son verecek anlaşması mutlaka imzalamalıdır

 

Bülent Danışoğlu (iktisatçı):

çünkü 80'li yıllarda bir yakınımız gözaltına alındığında, bir şekilde kayda geçmesi için adını gazeteci Mustafa Ekmekçi'ye verirdik. O da, gazetedeki köşe yazısına o günlerde gözaltına alınanların adlarını ekleyerek, işkencecilerin gözünü korkutmaya çalışırdı.

 

Cafer Solgun (Yüzleşme Derneği):

Türkiye'nin “BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”yi hâlâ imzalamamış olması, "ileri demokrasi" iddiasıyla bağdaşmıyor... "İşkenceye karşı sıfır tolerans" iddiasıyla da bağdaşmadığı gibi... Darbecilerin, darbe planlayıcılarının nihayet yargı önüne çıkarılmış olmasıyla, "yeni anayasa" tartışmalarıyla geleceğimizin daha özgür ve demokratik olacağı umutlarımız yeşermiş iken, bu ve benzer umutlu olmaklığımızla bağdaşmayan haberler, gelişmeler, bizlere dün kadar yakın olan o "faili meçhul" zamanları, "kayıp" zamanları düşündürüyor. Bugünümüze ve geleceğimize dair düşünürken, aklımıza böylesi ihtimallerin geliyor olması bile başlı başına ürkütücü; yorulduk...

 

Can Dündar (gazeteci):

önce birkaç umutsuzluk cümlesi: Son 5-10 yılda öyle çok havaya giden ortak bildirinin altına imza attım, sivil kampanyalarda öyle sonuçsuz kaldım ki, maalesef imzama inancımı yitirdim. hatta bunların bizi daha aktif eylemlerden alıkoyan yürek ferahlatmalar olduğunu düşünmeye başladım. Uzun mesele; sizi bunla yormak istemem. Şimdi birkaç umutlu cümle: ben bir köşe yazarıyım. Ve bu konuyu geniş bir kitleye ulaştırmama imkân sağlayan bir mecram var. Dolayısıyla iki cümleden fazlasını yazabilirim gibi geliyor. İzin verirseniz, bu önemli konuyu köşemde işlemek isterim.. Bana Türkiye'de kayıplar konusundaki verilerle destek olur musunuz? Anlayışınıza sığınıyor, yardımınız için şimdiden teşekkür ediyorum..

 

Cengiz Aktar (iktisatçı):

insan odaklı bir anayasa yapma iddiasında olan Türkiye BM'nin "Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme" sini imzalamalıdır.

 

Cengiz Alğan (Dur De Girişimi):

bir devlet bunu imzalamazsa yurttaşlarını gözaltında/zorla kaybetmeyi devlet politikası haline getirdiğini kabul etmiş sayılır. Yurttaşlarını 'ortadan kaldıran' bir devletin demokratik dünyada yeri olamaz.

 

Cengiz Güleç (psikiyatrist):

bu mücadeleye katılıyoruz ve bunun için elimizden ne gelirse yapmaya hazırız.

 

Cihan Aktaş (yazar):

her kayıpla varlığından eksiltmeye, zaafa düşmeye bir an önce son vermesi gerekir ülkemizin. Barındırdığı nüfus arasında kardeşliğin tesisi için kaygılanan bir Türkiye’nin gözaltında kayıplarla ilgili davaları çözümlemek ve benzeri yeni davalar açılmasına izin vermeyen bir hukuk, bir yargı sistemi kurmak öncelikli hedefleri olmalıdır.

 

Çağatay Anadol (yayıncı):

şimdiye kadar imzalanmamış oluşu büyük bir skandaldır… Bu zımnen "insanları gözaltında kaybetme ihtimalim (hadi hakkım demeyelim) olduğu için böyle bir sözleşmeyi imzalayamam!" demektir. Artık hükümet böyle düşünmüyor mu? O halde bunu ispat etsin! Sözleşmeyi hemen imzalasın!

 

Defne Asal (gazeteci):

insanları gözaltında kaybetmenin 'ama'sı, mazereti olmayacağı gibi, bu uluslararası sözleşmenin imzalanmasını istemenin de bir 'çünkü'sü, gerekçesi olmaz."

 

Defne Halman (oyuncu):

kaybedilen her insan tüm insanlık için bir kayıptır.

 

Demir Küçükaydın (siyasetçi):

imzalamalıdır. Niye imzalamıyor onu da açıklamalıdır.

 

Derya Alabora (oyuncu):

bu bir insanlık suçudur. İnsana değer vermeyen devlet sistemleri yıkılmaya mahkumdur. Yaşadığımız ülkede bizi yönetenlere güvenmemiz için haklarımızın korunduğuna dair güvencelerimizin olması gerekmektedir.

 

Doğan Şahin (psikiyatrist):

gözaltına alınmış kişiler, kendilerini gözaltına alan kişiler karşısında son derece savunmasız ve zayıftırlar. Devletin can güvencesi altında olmaları gereken kişilerin öldürülmesi ve hukuk dışı yollarla kaybedilmeleri her açıdan kesin bir insanlık suçu kabul edilmelidir.

 

Doğan Tarkan (DSİP):

hiçbir nedenle insanların gözaltında kaybolmaları meşru olamaz ve böylesine ağır bir insanlık suçunu işleyenler mutlaka cezalandırılmalıdır.

 

Doğu Ergil (siyaset bilimci):

halkına karsi sorumlu olan ve siyasal meşruiyeti yasalarda gören bir yönetim, uluslararası hukuk normlarını göz ardı edemez. Etmemelidir. Neticede sorumlu olacak kişiler, demokrasiyi de hiçe sayan kişilerdir, korunmalarının hiç bir anlamı yoktur.

 

Elif Kirteke (adli tabib):

Çemişgezek - Tunceli kazılarının da gösterdiği gibi toplu mezarlar gerçeği bulunan Türkiye'nin yaşanan tarihsel ve toplumsal acılarıyla yüzleşmesi, sorumluların yargılanması ve yeniden yeniden yaşanmaması için önemlidir.

 

Emel Topçu (Has Parti):

Türkiye'nin yarası olan bir konu. Acil olarak halledilmesi gerekiyor. Ben Bosna’da Lübnan’da bulundum. Orada haksızlığa uğramış kişilerin bir tek istediği vardı o da yapılan haksızlığın ulusal ve uluslararası kamuoyu tarafından kabulü. Kabul edilmediği sürece o yara közlenmiyor.. Közlenmeyen ateş her zaman alevlenme tehlikesi taşır.

 

Emin Aktar (Diyarbakır Barosu):

zorla kaybettirme sadece kaybedilen için yaşam hakkının ihlali değildir. Aynı zamanda geride kalanların yaşamını yitirene saygı duyma, onu anma ve bir mezar taşına sahip olma hakkının da ihlalidir. Sevenlerimiz ve yakınlarımız bizleri anabilecekleri bir mezar taşına sahip olabilmeliler.

 

Emin Ekmen (AKP):

Türkiye; “BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”sini imzalayarak; Bugün hatırlanmak bile istenmeyen gözaltında kayıp vakalarının bir daha yaşanmaması için önemli yasal tedbirlere imza atmış olacak ve bu yöndeki duyarlılığı dönemsel/siyasi iktidarlarla ilişkili bir duyarlılık olmaktan çıkararak mevzuatımızı bağlayıcı temel bir metne referans vermiş olacaktır .

 

Emine Uçak Erdoğan (Has Parti):

vatandaşlarını kaybeden ve ölümünden sorumlu olan değil bulan ve yaşatan devlet olmak için Türkiye BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili uluslararası sözleşmeyi imzalamalıdır.

 

Emrullah Beytar (Aksiyoner Hukukçular Derneği):

devlet bugüne kadar vatandaşını koruyan bir mekanizma olmaktan çok vatandaşın yaşama hakkını tehdit eden bir mekanizma olarak varlığını sürdürmüştür.

 

Erdal Kuzu (avukat):

son 30 yılık süre içerisinde gözaltında kayıp sistematik olarak uygulandı. Neticesinde binlerce yurttaşımız kaybettirildi. Yaşam hakkının korunması devletin en temel görevidir. Demokratik bir ülke de vazgeçilmez ilkelerden kişi güvenliğinin sağlanması bu sözleşme ile mümkün olabilir.. Yaşanılan kayıpların akıbetlerinin ortaya çıkarılması için yürütülen soruşturmalar ancak bu sözleşme kabul edildiği takdirde etkin bir şekilde yürütülecektir.

 

Erendiz Atasü (yazar):

insan haklarının gereği ve devletlerin yurttaşlarına karşı doğal kabul edilmesi gerekli sorumlulukları dolayısıyla bizim devletimiz de bu sözleşmeyi imzalamalı ve hayata geçirmelidir, diye düşünüyorum.

 

Ergin Cinmen (avukat):

hukuk devletlerinde gözaltında kayıplar olmaz. Olursa da faillerinin kısa zamanda bulunup yargı önüne çıkarılması için yasal ve fiili önlemler alınır. Aslında bunun için uluslararası sözleşmelere de gerek yoktur. Siyasi irade yeterlidir. Ancak bu sözleşmenin imzalanması için devlet katında bir ikircim yaşanıyorsa bu dahi bu ülkenin içinde bulunduğu vahim durumu gözler önüne sermektedir.

 

Erol Katırcıoğlu (EDP):

Türkiye içinden yeni çıktığı seçimlerle bütün dünyaya yeni bir anayasa yaparak demokratik ülkeler arasında yer almak istediğini açıkça ilan etmiş bir ülkedir. Bu nedenle de otoriter rejimlerin marifetlerinden olan "gözaltında kaybetme" türü uygulamalara karşı olduğunu, karşı olacağını bu sözleşmeye imza atarak göstermelidir.

 

Ersin Salman (reklamcı):

Türkiye "BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme"yi imzalamalıdır. Çünkü ben, hiç kimsenin poliste, karakolda, savcılık ya da mahkeme çıkışında, yolda belde, gözaltında gözüstünde kaybedilmediği bir ülkede yaşamak istiyorum. Egemenlik hakkının kayıtsız şartsız yurttaşta olması gerektiği bilinciyle, devlete, parlamentoya ve hükümete bu görevi veriyorum

 

Esen Aslandoğan (Öğretim Üyeleri Derneği):

insan yaşamında en uzun ömürlü olan şey onurdur. Onurumuzu koruyabilmemiz için 'kaybedilen insanların' bulunması , kaybedenlerin cezalandırılması ve böylece yeni kaybedilme durumlarının engellenmesi sürecine bilgi, zeka ve yüreğimizin sesini dinleyerek katkıda bulunmamız gerekir. İnsanlığın gereği insana sahip çıkmaktır.

 

Esin Afşar (şarkıcı):

bunun insanlık suçu olduğunu düşünüyorum.

 

Esra Çiftçi (gazeteci):

ülkemizde her ağacın, her taşın, eşelenen her karış toprağın altından katledilen insanların kemikleri çıkıyor. Başka insanların kaybedilip öldürülmemesi için bu sözleşme bir adım olabilir.

 

Etyen Mahçupyan (gazeteci):

demokratikleşme için sadece alttan gelen toplumsal baskıya güvenilmesi statükoyu taşıyan kurumların direncini kolaylaştırmaktadır. Oysa Türkiye'nin uluslararası normları benimsemesi hem bu direncin kırılmasına, hem de toplumun demokrasinin gereklerinin daha da içselleşmesine hizmet edecektir.

 

Eva Aksoy (HYHKD):

imzalamalıdır ama bu sözleşme de uluslararası hayvan hakları bildirgesi gibi kabul edilse bile hükümetlerin içişleri sayılıp insafa terk edilmeye mahkum kalacak sanki. Madde 4’ün aşılabileceğini, yani içtenlikle kabul edilip gerekenin yapılacağını düşünemiyorum. Kısacası ben umutsuzum. Zaten AİHM’ne başvurularda bile hükümet haksız bulunduğunda olayı tek vaka olarak görmeyi tercih ediyor ve her şey yine alışıldığı gibi devam ediyor. Ortada ciddi bir vicdan sorunu var.İnsanca değerler şayet üste çıkarsa zaten kaoslar yaşanmayacak. Hem zannediyor musunuz ki kaybedilenler sadece insanlar? Hayvanları , ağaçları, hatta toprağı bile kaybediyor, en azından tanınmaz hale getiriyorlar.. Bütün didinmeler, aramalar sonuçsuz kalıyor, bilmem kaç kişi bunun farkında?

 

Fadime Özkan (gazeteci)

her kaybedilenle ya da geçmişte kaybedilmiş olana kayıtsızlıkla birlikte bu ülke de 'gerçek anlamda demokratik bir hukuk devleti olma iddiası'ndan bir şeyler kaybediyor, önemli şeyler... Ve bu kayıtsızlık, suskunluk, umursamazlık ne bu alanda çok ciddi adımlar atmış hükümete yakışıyor, ne giderek artan oranda oy vererek bu hükümeti el üstünde tutan, gayet sağlıklı şekilde sivilleşen ve birbirinin hakkını gözeten bu vicdanlı topluma yakışıyor. Gereği daha fazla gecikmeden yapılmalıdır -ki yapılacağına dair inancım ve umudum da vardır.

Kayıplara duyarsızlık insanlık adına da kayıptır zira, siyaseten de.

 

Faruk Ünsal (Mazlumder):

en temel hak olan vatandaşının hayat hakkı devlete zimmetlidir. Hukuktan aldığı yetki ile vatandaşı üzerinde yönetme faaliyetini yürüten devlet bu zimmetin gereğine uygun davranmadığı takdirde yasadışı örgüte dönüşür, vatandaşıyla arasındaki bütün bağları koparmış olur. Onun için devlet hiç bir faaliyetini, hele de hayat kaybı gibi telafisi mümkün olmayan bir eylemi ulusal ve ulusalüstü hukukun denetimine açmamazlık edemez, tabii ki korkacak bir şey yapmadı ise.

 

Fatma Bostan Ünsal (Başkent Kadın Platformu):

bir devletin meşruiyet temeli, sınırları içinde yaşayanların can ve mal emniyetini sağlamasıdır. Bizzat devletin kendisinin bu meşruiyet temelini yıkması demek olan gözaltında kayıpları önleyeceğine ve daha önce yapılmış olan gözaltında kayıplara göz yummayıp ortaya çıkaracağına dair niyet beyanı anlamına gelecek bu sözleşmenin derhal imzalanması gerekir. 60. Hükümet'in gözaltında kayıplar ile ilgileneceği mesajlarını zayıf bir şekilde vererek başlattığı bu görevi 61. Hükümet ve 24. Dönem Parlementosu tamamlamalı ve daha fazla gecikmeden bu sözleşmeyi imzalayıp onaylamalıdır.

 

Fatma Gök (eğitim bilimci):

gözaltında kaybedilmenin insanlık suçu olduğunu düşünüyorum. Hak ve adaleti temel alan bir toplumda yaşayacaksak bu suçu işleyenlerin cezalandırılması gerekir.

 

Fatmagül Berktay (siyaset bilimci):

imzalamazsa insana ve insanlığa karşı işlenen suçlara duyarsız kaldığını belgeleyerek günümüzde uygarlığın nirengi noktası olan evrensel insan hakları platformunun dışına düşmüş olur.

 

Fehim Caculi (EDP):

her ne sebep ile olursa olsun gözaltına alınan bir kişinin temel hakları devlet güvencesi altında olmalıdır ve bunun da garantisini devlet hem imzaladığı uluslararası sözleşmelere sadık kalarak hem de bir insanın doğuştan sahip olduğu temel hak ve özgürlükleri gözeterek vermelidir.

 

Ferhat Kentel (sosyolog):

kaybedilen insanlar yası tutulamayan insanlardır. Yası tutulamayan insanların yakınlarında bıraktığı travma iyileşmez. O travma, kayıp yakınlarını aşar ve bütün toplumun içinde dolaşan bir travmaya dönüşür. Kaybedilen insanlar sadece yakınlarının değil; toplumun da kayıbıdır ve o toplumda tekrar nereden tezahür edeceği bilinemeyecek olan derin yaraların kaynağıdır.

 

Figen Yüksekdağ (ESP):

gözaltında kaybetme politikası insanlık suçudur Türkiye'de yaşanan gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin açıklanması, gözaltında kaybedenlerin listesinin açıklanması için, Türk hükümeti eğer samimiyse uluslararası sözleşmeyi imzalamalıdır.

 

Fikret Başkaya (iktisatçı):

bu tüm suçlar hiyerarşisinde birinci sıradadır ve devletin aslında ne olduğunu da ele veren bir şeydir. Elbette devletin niteliği köklü bir dönüşüme uğratılmadıkça bir metnin altına imza atılması sanıldığından çok daha az önemlidir. Buna rağmen söz konusu sözleşmenin imzalanması yine de gereklidir...

 

Filiz Kerestecioğlu (avukat):

insanların yaşama ve özellikle "düşüncelerini ifade ederek yaşama geleceği" bu denli belirsiz olmamalı, düşünce ve bu düşünceleri ifade özgürlüğü bu Sözleşme'nin de koruma teminatıyla daha gerçek özgürlükler olma yoluna girmelidir.

 

Gencay Gürsoy (TTB):

koymazsa geçmişteki bu tür insanlık dışı uygulamaların gelecekte de sürdürebileceğini zımnen kabul etmiş sayılır. Bunu yapmayacaksanız nedenini dürüstçe açıklayın ve bu utancı paylaşmak istemeyen yurttaşlara bir seçme hakkı tanıyın.

 

Gülay Göktürk (gazeteci):

imzalamamakta direnişi 1. Devletin bundan sonra da "icabında" bazı kişileri gözaltında kaybedebileceğini beyan etmesi anlamını taşır. 2. Kaybedenleri korumaya almaya çalıştığı düşünülür. Bunların her ikisi de birbirinden vahimdir.

 

Gülay Günlük Şenesen (kamu yönetimi):

kamusal düzeni korumak gerekçesiyle gözaltına alınanların insan hakları, özelde yaşam hakları, gözaltına alan kamu görevlilerinin başat sorumluluğudur. Gözaltında kayıplar, kamu görevlilerinin kamu yararını ihlalidir, kamu güvenliğini sağlamak adına savunulamaz.

 

Güldal Kızıldemir (gazeteci):

Türkiye demokratik bir ülke olacaksa, her şeyden önce vatandaşlarının can güvenliğini ve adil yargılanma hakkını güvence altına almak durumundadır. Söz konusu metnin imzalanması mağdurların haklarını arayabilmesi ve yeni vakaların yaşanmaması açısından en azından bir umut ışığı olacaktır. Metni desteklemek bence bir yurttaşlık görevidir.

 

Gülden Sönmez (İHH):

yaşam hakkı yoksa hiçbir hak ve özgürlükten bahsedemeyiz. Bir insanının yaşam hakkını emanet altına alan her yönetim, bütün sürecin hukukiliğinden ve her türlü uygulamadan sorumludur ve gereğini yerine getirmeli getiremiyorsa sorumlular cezasını çekmelidir. Öte yandan Uluslar arası sözleşmelerin bu tür insan hakları ihlallerindeki caydırıcı rolü Türkiye’de önemsenmesi gereken güce sahiptir.

 

Gülseren Onanç (CHP):

bu sözleşme imzalanmalı elbette ama bundan da önemlisi bu yaklaşımın bütün polis teşkilatınca benimsenmesi gerekiyor.

 

Gülsüm Ekinci (reklamcı):

gözaltında kayıp olgusuyla ortak vicdanımızda yüzleşmeliyiz. Daha da önemlisi Gözaltında Kayıp yakınlarının telâfisi mümkün olmayan acılarının biraz olsun hafiflemesine vesile olacak.

 

Gülten Kaya (müzik yapımcısı):

yaşadığım/ait olduğum ülkenin bu İNSANLIK SUÇUNU işlemesinden bir İNSAN olarak utanç duyuyor ve artık bu utancı taşımak istemiyorum.

 

Hakan Öztürk (EHP):

bir insanı gözaltında kaybetmek bir insanlık suçudur. Türkiye bu suçun parçası olmamalıdır.

 

Hakan Tahmaz (Türkiye Barış Meclisi):

Türkiye'de insanlığın geleceği çocuklarının can güvenliğini sağlayan ve korkularını ortadan kaldıran bir uluslararası düzenlemeye sıkı sıkıya bağlı. Uluslararası güvenceye yoksun Türkiye de keyfiye egemenliğini sürdürüyor. Ülke kayıp çocuklar mezarlığına doğru hızla ilerliyor.

 

Hale Özgür Kıyıcı ():

gözaltına almadan bile insanların kaybolduğu, yok edildiği bir ülkede yaşamak gerçekten çok zor...

 

Halil Berktay (tarihçi):

bu ülkenin özellikle uzun ve karanlık bir "derin devlet" geçmişi vardır; 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri diktatörlüklerinin işkence tezgahlarının bir ayağını da, gözaltına alınanların Kontrgerilla karargahlarına götürülüş-getirilişi sırasında kayıtlarının tutulmaması, yani adeta "kayıp" veya "yok" sayılmaları oluşturmuştur; dahası, 1990'larda aynı yöntem, bu sefer JİTEM'in elinde, en aşırı ve korkunç şekliyle Kürt halkını hedef almış ve "faili meçhuller" heyulasını yaratmıştır. Özetle, Türkiye bu konuda en şaibeli, en güvenilmez ülkeler arasındadır.

 

Halime Güner (Uçan Süpürge Derneği):

gözaltında kayıpların çoğunlukla polis kontrolünde gerçekleştiğini göz önüne alırsak, polis teşkilatının yetkileri hükümet tarafından günden güne daha da genişletildiği için gözaltında daha çok kayıp olabileceğini düşünüyoruz. Türkiye gözaltında kayıp yüzünden yaşanılan acılarla artık yüzleşmeli ve geç de olsa kayıp acısını yaşattığı annelerden ve halkından bir özür dilemeli.

 

Haluk Gerger (siyaset bilimci):

bu, insanlığa karşı suçların hesabının sorulacağına dair zayıf da olsa bir umut kıvılcımı çakar örselenmiş yüreklerde.

 

Haluk Tekeli (ÖDP):

gözaltında kaybetme, insanlık suçu olan işkencenin gözden kaybedilmesinin bir diğer adıdır. Gözaltında kaybetme; Toplumu ve bireyleri stabilize etme, sindirme, tepkisiz kılma, acısını yaşamaktan yoksun bırakma, kendileri için önemli olan varlıklarını tedavi ederek yaşama döndürme şansından mahrum bırakma, ritüellerine, geleneklerine, inançlarına, düşüncelerine uygun defnetme, vedalaşma hakkından yoksun bırakmadır. En temel insan hakkı olan yaşama hakkının ve bedensel bütünlüğünü koruma hakkının, egemen devletin insiyatifine değil, genel, evrensel insanlık değerlerine teslim edilmesi için bu sözleşme imzalanmalıdır.

 

Handan Çağlayan (sendikacı):

bir insanın kaybedilmesi; insani var oluşumuzun ve toplumsalın kalbinde, anlamın, zamanın, hiçbir şeyin olmadığı ve insanlığa ve toplumsallığa dair her şeyi yutma potansiyeli taşıyan bir kara deliğin açılmasıdır.

 

Handan Öztürk (film yönetmeni):

iktidar son dönmede tek çözüm yolu olarak seçtiği savaş politikasını, polisi ve yerel yönetimleri de militarist güçler haline dönüştüren, böylece sivilleri de kendi cephesine katan bir savaş stratejisi belirlemiştir. Bu valilik gibi yerel idari birimleri ve polisi doğrudan taraf yapmayı sağlayan bir uygulamadır. Bu nedenle bu anlaşma Türkiye halkının demokratik ve eşit hukuk anlayışı açısından tek garantisi olacaktır.

 

Hande Demircioğlu (yazar):

kötü yapılan tek bir şeyde, kötü yapılan her şeyin meselesini bulabiliriz. İnsanlık ailesine utançla değil; onurumuzla, vicdanımızla eklemlenmeliyiz.

 

Hidayet Şefkatli Tuksal (ilahiyatçı):

Türkiye “BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”yi imzalamalıdır çünkü bu imza geçmişte işlenen suçların soruşturulmasının ve ce


Bu Haber 221 Kişi Tarafından Okundu.

YORUMLAR
Bu Habere Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.