• Ana Sayfa
  • İlanlar
  • Firma Rehberi
  • Foto Galeri
  • Haber Arşivi
  • İletişim
  • Ziyaretçi Defteri
  • Forum
  • Haber/Makale Gönder
  • Gündem Tv
“BM Kişileri Gözaltında/Zorla Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”
“BM Kişileri Gözaltında/Zorla Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”
12 Eylül 2011 / Pazartesi
“BM Kişileri Gözaltında/Zorla Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”...devamı

http://serhatgundem.com/haber/4520/zorla-kaybedilmeye-karsi-korumayla-ilgili-uluslararasi-sozlesme

devam ediyor

Hüda Kaya (yazar):

her bir insan, şu âlemde yaşamayı en fazla hak eden bir varlıktır. Vicdanların ölmemesi için, yaşam hakkına sahip çıkalım.

 

Hülya Tanrıöver (iletişimci):

hukuk devleti olmanın, kişi hak ve özgürlüklerine saygının olmazsa olmaz koşullarından biri adil yargılanma hakkıdır.. ve bu yargılanma sürecinin de adil ve insan onuruna yakışır biçimde olmasıdır.

 

Hüner Buğdaycıoğlu (EDP):

''Gözaltında Kaybedilme'' gibi vahşi  ve kirli bir uygulama ile, ancak bu sözleşme sayesinde baş edilebilir. Aksi takdirde, insanlığa karşı gözümüzün önünde işlenen bu suçun hepimiz ortağı yapılır, bu vebalin tarihsel sorumluluğundan kurtulamayız.

 

Hüseyin Karabey (film yönetmeni):

bu insanlığa karsı işlenen suçların en ağırıdır. Gidenlerin ardından yas tutmasını engellemek hiç bir toplumda hiç bir düşmana reva görülmemiştir.

 

Hüsnü Öndül (İHD):

devletlerin insan haklarına saygı yükümlülüğü var. Bu yükümlülük konumuz bakımından yaşam hakkını ihlal etmeme, ettirmeme ve koruma olarak belirtilebilir. Sözleşmenin tarafı olmak, Türkiye’nin demokratik bir ülke olarak ilerleyeceğine dair yüksek bir irade beyanını ifade eder.

 

Işıl Yücesoy (oyuncu-şarkıcı):

zaten tersi ağır bir insanlık suçudur. medeni bir ülke olma yolunda atılacak adımların asallarından biridir.

 

İnci Aral (yazar):

bu insanlık dışı, korkunç bir devlet cinayetidir.

 

İsmail Beşikçi (sosyolog):

insanın yaşam hakkını, bedensel ve ruhsal varlığını korumak ve bunların  gelişmesi için elverişli ortamları yaratmak devletin önemli bir görevi olmalıdır.

 

İsmet Akça (siyaset bilimci):

hem doğrudan insan canına kastedilen hem de gerideki tüm yakınlarının en insani ihtiyaç olan yas tutmasına bile engel olan bu insanlık suçunu her nerede ve kim tarafından işlenmişse cezalandırılmalıdır.

 

İştar Gözaydın (hukukçu):

öylece önemli insanlık suçlarından birini daha hukuk sistemi içinde tanıyarak demokratik bir hukuk devleti olabilme yolunda önemli bir adım atmış olacaktır.

 

Jale Parla (edebiyat eleştirmeni):

Türkiye, BM'nin Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumasıyla  İlgili Uluslararası Sözleşmeyi imzalamalıdır çünkü kişileri gözaltındayken kaybetmek ya da  kaybedilmelerine göz yummak bir insanlık suçudur.

 

Kemal Şahin (yargıç):

suç ve şiddet yüklü bir geçmişe sahip olan Türkiye'nin geçmişini temizleme ve demokratikleşme iddiasının samimiyeti, ancak bu sözleşmeyi imzalamakla kanıtlanabilir ve derin bir yara bu şekilde bir nebze de olsa iyileştirilebilir. Aksi takdirde "Gül Bahçesi" filminde, The Rose Garden'nin söylediği gibi " İyileşecek yaraları olduğu sürece, geçmiş bugün olarak kalır." Yani bu devlet "gözaltında kaybetmeye" devam edecektir. Fakat şu bilinmelidir ki; kendisini yaratan kişileri gözaltında kaybetmeye devam eden bir devletin sonu da tarihte göz göre göre kaybolmaktır.

 

Koray Çalışkan (iktisatçı):

demokratik bir hukuk devletinin bu sözleşmeden kaçması, yumurtasız omlet yapmaya benzer. Hukuken şarttır, ahlaken elzemdir, insan olmanın gereğidir.

 

Korkut Boratav (iktisatçı):

aksi halde devlet aygıtınca yapılan ağır insanlık suçları ört bas edilmiş olacaktır.

 

Kürşad Kahramanoğlu (ILGA):

çağımızda bir ülkenin insan hakları ihlâllerini ciddiye almadığının en açık göstergelerden bir tanesi; bu hak ihlâllerinin yapanın veya yapanların yanına kâr kalmasıdır. Böyle bir ülkeyi insan hakları konusunda ciddiye alamayacağımız gibi, insan haklarının bu gibi zalim ülkelerde hakikaten düzelme imkanı yoktur."

 

Leyla İpekçi (gazeteci):

akıbeti meçhul olan insanların sayısının arttığı bir ülkede, insanlığın evrensel değerleri yeşeremez. Bir insanın sebepsizce kaybolması, doğal haklar açısından da insanın var olma hakikatine kilit vurur, kayıpların hızla artması insanlığın çöküşünü hızlandırır.

 

Leyla Zana (siyasetçi):

gelecek kuşaklara karanlık bir miras utanılacak bir geçmiş bırakmamak için. Geleceğin aydınlık inşası için... Çünkü Türkiye gözaltında kayıp vakalarında Türkiye resmi verilere göre 395 kayıpla dünya sıralamasında ciddi bir yer tutmaktadır.

 

Macit Koper (oyuncu-yönetmen):

domokratik bir hukuk devleti olmanın yollarından biri de budur.

 

Mahir Günşiray (oyuncu-yönetmen):

“gözaltında kaybetme”, militarist yapıdaki devletlerde, göstereni ayni, gösterileni taban tabana zıddı olarak “faili meçhul etme”yle beraber sık başvurulan iki “insanlık suçu” stratejiden biridir. Türkiye, benzer gözaltında kaybetmeler yaşamış Bolivya, Arjantin, Şili, Yunanistan gibi ülkelerin aksine “BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme” yi imzalamamakta direniyor. İmzalayan ülkelerde, en özetiyle “gözaltında kaybetme”, “insanlık suçu” kabul edilip, “zaman aşımı”, “gizlilik” gibi kalkanlar düşürüldüğü için kaybedilenlerden kalanlar ortaya çıkarılıp seneler sonra ailelerine teslim ediliyor. Gözaltında kaybetmeye karışmış asker, polis, tabip, siyasetçi gibi failler emir-komuta zincirinde en üst noktaya kadar ulaşılarak yargılanıyor, failler 30 seneyle ömür boyu hapis cezalarına çarptırılıyor. Geç de olsa toplumsal adalet duygusu yeniden tahsis ediliyor. BM (Birleşmiş Milletler) özel çağrı yaptığı, BM İşkenceye Karşı Komisyon imzalamamasından ciddi endişe duyduğunu açıklayan bir rapor hazırlamış olsa da, Türkiye hâlâ bu sözleşmeyi imzalamamakta direniyor. Bu sene Başbakan’ın ilk kez Cumartesi Anneleri’ni resmen muhatap alıp, resmen görüşmesi, TC tarihinde devletin resmen gözaltında kayıpları kabul etmesi oldu. Akabinde kurulan alt komisyon birinde ciddi rasyonel delil tarifleri ederek örtbas etmeye çalışsa da, bugüne kadar inkar ettiği Cemil Kırbayır’ın devlet aktörleri tarafından işkence altında öldürüldüğünü kabul eden bir rapor hazırladı. Bu da TC tarihinde çok önemli bir ilk oldu. Ama Kırbayır’ın katlinde emir-komuta zincirinin üst kademelerine çıkılmayıp, en alt kademede kapatıldı ve 103 yaşındaki Berfu Anne’ye hâlâ oğluna bir mezar yapabilmesi için Cemil’den kalanlar teslim edilmedi. Türkiye’nin bir an önce “BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme” imzalaması gerekiyor, ki bunun Anayasa’daki göndermesi, devlet aygıtlarının işlediği diğer insanlık suçları için de emsal oluşturacak.

 

Mahmut Alınak (siyasetçi):

Bir ağaç nasıl ki köklerinden çıkan taze filizlerle varlığını sürdürüyorsa, insanlık da çocuklarla sürdürür varlığını. Çocuklar insanlığın can damarıdır, can damarı kesildiğinde insanlık ölüme terk edilmiş olur. Bu nedenle çocuklara yönelen her kıyım hareketi insan soyuna karşı açılmış bir yok etme savaşıdır. Çocuklara sahip çıkmak hayata sahip çıkmaktır.

 

Markar Esayan (gazeteci):

yaşam hakkını korumak demokrasinin açılış şartıdır. insanın yaşama hakkını teminatı altına almayan bir ülke demokrasi değildir.

 

Mebuse Tekay (avukat):

onbinlerce faili meçhul cinayet işlendiğini kabul eden devletin “BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”yi imzalamaması kaygı vericidir. Ancak bu sözleşme imzalandığı zaman, devletin artik faili meçhul cinayetlere göz yummayacağına inanabiliriz.

 

Mehmet Lütfü Özdemir (Genç Müslümanlar Platformu):

gözaltında olan arkadaşlarımız için hâlâ endişe duyabiliyor ve tedirgin olabiliyoruz. İnsanların aklı ve duyguları rahat değil bu konuda. Neden endişe duyuyoruz? Çünkü, hâlâ ufak tefek de olsa dayak ve şiddet uygulanıyor gözaltındakilere, gözaltına alınan insanlardan duyuyoruz bunları.. Gözaltında da sınıf/statü farkı da ayrı bir tartışma konusu. Eğer zengin ve itibarlı veya nüfuzlu birisiyseniz size karşı tavırlar/uygulamalar da değişiyor.. Ayrıca gözaltı süreçlerini avukatlar dahi sağlıklı takip edemiyor. Hâlâ çok ciddi sıkıntılar sürmekte.. Bu sözleşme işe yarar mı bilmem ama insanlar insan olduklarını unutmadıkları vakit, vicdanlar körelmediği vakit bu ve benzeri sözleşmelere de ihtiyacımız kalmayacak..

 

Mehmet Zaman Saçlıoğlu (yazar):

çağdaş bir devletin niteliğinin, hukukun üstünlüğü, insan hakları, daha da öte, canlı hakları konusundaki uygulamalarına bakılarak ölçülmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet, çağdaş hukukun kendisine emanet ettiği birey haklarının korunmasını kendisine karşı güvence altına almak zorundadır.

 

Melek Ulagay Taylan (belgeselci):

Türkiye, bu sözleşmeyi imzalamalıdır derken  düşünüyorum. Toprağın altında bunca katman, bunca kemik, bunca yok edilmiş hayatların olduğu bir ülke kendi geçmişiyle yüzleşmeden imza atmış , neye  yarar?  Kaybolmuşların ruhları çoktan bu ülkeyi gerektiği yere oturtmuşlardır.

 

Meltem Gürler (AKP):

Türkiye tabuları yıkmaya yönelik dev adımlar atarken; insanlık suçlarıyla ilgili konularda pasif kalmamalı ve asgaride Birleşmiş Milletler sözleşmeleriyle ilgili eksiklerini tamamlamalıdır. Türkiye’nin önü ancak insan haklarıyla ilgili tüm konularda devletin dokunulamaz olmasının önündeki engellerin kaldırılmasıyla tam anlamıyla açılabilir.

 

Meral Apak (eğitim bilimci):

Türkiye topladığı aşırı derecede büyük vergilerin halkına tank top tüfek, ölüm, gözaltında infaz, köy yakma, yargısız infaz ve gözyaşı olarak geri dönmeyeceğini garanti etmek zorundadır. İmzalamalıdır çünkü şu anda binlerce faili meçhul cinayetle zan altındadır ve bundan rahatsız olduğunu gösterme samimiyetini sergileyebilmelidir.

 

Meral Danış Beştaş (BDP):

gözaltında kaybettirme insanlığa karsı işlenen suçlardandır. Çünkü gözaltında kaybettirme suçunun failleri cezasız kalmamalıdır... Çünkü can / yaşam hırsızlarına geçit verilmemelidir.

 

Meral Tamer (gazeteci):

bu sözleşme imzalanmadıkça ben, devlet marifetiyle yapılan ağır insanlık suçlarının ört bas edildiği ve faili meçhul cinayetlere göz yumulduğu endişesini hep içimde taşıyacağım.

 

Murat Uyurkulak (yazar):

kaybedilen her insanla birlikte insanlığımızı kaybediyoruz. Kaybedilen her insanla birlikte vicdanla, adaletle, barışla zaten netameli olan bağlantımız biraz daha zayıflıyor. O bağın tümüyle kopmasının vebali, kimsenin kaldıramayacağı kadar ağır olacaktır.

 

Mustafa Sütlaş (hekim):

Türkiye'de çok sayıda "gözaltında ölüm" iddiası söz konusudur. böyle bir sözleşmenin imzalanması, bir niyet belirtisi olmasının ötesinde, hem bunun uygulayıcısına caydırıcı bir dayanak oluşturacak, hem de şimdiye kadar yaşananların açığa çıkarılması için, somut bir çaba ve uluslararası ölçekte bir taahhüt olacaktır.

 

Müge İplikçi (yazar):

her koşul altında insan haklarına gösterilecek saygı demokratik bir ülkenin esasıdır.

 

Münip Ermiş (ÇHD):

Türkiye gözaltında kayıplar konusunda Dünya'da sicili en bozuk ülkelerin başında gelmektedir. Ayrıca bu sözleşmenin imzalanması da yetmez., bu sözleşmeden doğacak yükümlülüklerinin gecikmeksizin yerine getirilmesi de gerekir. Bunun başında da tüm sorumluları kapsayacak  etkin bir soruşturma , hızlı ve adil bir yargılama gelir.

 

Naim Dilmener (müzik eleştirmeni):

mükemmel bir metin. Ve altına gururla imza konulmalı.

 

Nalan Ova (iletişimci):

sistematik hale gelen gözaltında kaybetme fiili, bu sözleşme ile insanlığa karşı işlenen bir suç kapsamına alınmaktadır. Kaybedilenlerin ve yakınlarının haklarının garanti altına alınması, insanlık dışı bu eylemin nasıl ve hangi koşullarda gerçekleştirildiğinin ve kaybolan bireylerin durumuna ilişkin "gerçek" bilgilerin ortaya çıkarılması için Türkiye devleti gecikmeli de olsa sözleşmeyi bir an önce imzalamalıdır.

 

Nazan Üstündağ (sosyolog):

insanların kaybedilmesinden sorumlu görevlilere muayene olmak, milletvekili kürsüsünden dinlemek ya da tatildeki fotoğraflarını gazetelerde görmek istemiyoruz. çünkü devletin bir terör aygıtı olarak kullanılmasının hesabının sorulmasını ve bunun bir daha asla olmamasını istiyoruz.

 

Nazlı Ilıcak (gazeteci):

1)   Mazide, bu gibi olaylar yaşanmıştır; bunlarla yüzleşmek zorundadır. 2)   Demokrasi standardını yükseltmek isteyen bir ülke, çürük temel üzerine sağlam bina inşa edemez.

 

Necdet İpekyüz (psikiyatrist):

Türkiye geçmişiyle hesaplaşmak istiyorsa ve demokrasinin gelişmesini savunuyorsa bir an önce imzalamalıdır...

 

Necmiye Alpay (yazar):

bu sözleşme, demokratik olma iddiasındaki her toplum tarafından imzalanması ve uygulanması gereken türden, temel insan haklarıyla ilgili bir sözleşmedir.

 

Nermin Bezmen (yazar):

bu anlaşmaya imza atmamak, her birimizin bir gün buharlaştırılabileceği anlamına geliyor ki; böylesine yok oluşlar, yönetim şekli ne olursa olsun, insanlığın ve yaşamın  anlamını sınırsız gücün kontrolüne ve kararına teslim ediyor. İnsanın mukadderatı bu olamaz.

 

Neşe Yasin (şair):

dünyadaki cehennem kayıp annelerinin ayaklarının altındadır.

 

Nevzat Tarhan (psikiyatrist):

“Göz altında kaybetme” olaylarının oranı bir toplumun gelişmişlik düzeyi ile yakından ilgilidir.Türkiye’nin yüksek gelişmişlik düzeyinde olduğunun somut kanıtı için uluslararası sözleşmenin onaylanması hızlandırılmalıdır.

 

Nezahat Paşa (İHD):

devletin kendisinde insan öldürme hakkı olduğunu görmemesi gereklidir. En ağır hak ihlali  olan bu yaşam hakkı ihlalinin engellenmesi ve faillerin yargılanması toplumsal barış açısından bir zorunluluktur.

 

Nihal Saban (hukukçu):

devlet gözaltina aldıklarının can güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Bunun yerine getirilmemesi insanlık suçudur.

 

Nihat Bulut (TTB):

yaşam hakkı en temel insan hakkıdır. Bir devletin birincil görevi yaşam hakkını korumaktır.

 

Nihat Ekinci (İHD):

ülkemiz ne yazık ki gözaltında kaybedilmeler konusunda olumlu bir sicile sahip değil. Milleti devlet için kurban etme eğilimine sahip zihniyet nedeniyle insanlarımız kaybettirilmiştir .Bundan daha kötü olanı ise bu haksızlıkla mücadele eden yurttaşların devletin koruma ve kollama duvarına çarpmalarıdır.Bu öyle bir zihniyettir ki sağını koruyamayıp yok ettiği yetmezmiş gibi ölüsünü de senden saklıyor. En acınası durumlardan biri de bu kirli işlerin kamusal bir kılıfla saklanmak istenmesidir. Bunun anlamı aynı suça herkesin ortak edilmesidir. Elbette yurttaşlar bu suçun günahkarları değil, asıl günahkarların ortaya çıkarılması için Türkiye “BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”yi  imzalamalıdır.

 

Nilgün Toker (felsefeci):

katılıyorum tabii ki. Peki sadece imzalamak yetecek mi? İnsanların yaşama ve özellikle "düşüncelerini ifade ederek yaşama geleceği" bu denli belirsiz olmamalı, düşünce ve bu düşünceleri ifade özgürlüğü bu Sözleşme'nin de koruma teminatıyla da..

 

Nilüfer Açıkalın (oyuncu):

evlat katli bildirgesi gibi, utanç verici. Anlaşılmaz bir yanı yok imzalanmamasının zan altında kalmak, zan altında olmak sadece kayıplara mahsus olsun istiyorlar. Sormak lazım aslında: Hiç evladınızı kaybettiniz mi? Çocukken elinizden kurtulup kaçtığında, onu bir türlü bulamadığınızda çıldıracak raddelere geldiniz mi hiç? kendinize ölümlerden ölüm beğenmediniz mi onun yokluğunda. Ona değil ama kendinize. Ölümü hiçbir ana-baba çocuğuna yakıştıramaz.? Eğer ölen evlatsa, elleriyle gömer ana. Topraktaki mekanını bilir. Kayıpsa peki? Ortada yoksa? Arayıp ulaşamadığınızda bile yüreğiniz titremiyor mu? Şehir hayatı, trafik, hava şartları, kavga onca bela... Gözaltında mı acaba? Karakol kayıp diyor. Onu korumakla görevli kişilere sormaz mı ana? Artık Cumartesi Annelerine körleşmiş tarafın görüşü açılsın, yürekleri feraha çıksın anaların.   

 

Nur Sürer (oyuncu):

kayıplar ve ölümler adına en ayıplı ülkeyiz. İlk imzayı atan biz olmalıydık. Bilirsiniz bir kadını “günah işledi” diyerek recm etmeye kalkışmışlar, kadıncağızın günah işleyip, işlemediği bile belli değil (günahın tanımı da tartışılır ya). Yarı beline kadar toprağa gömülmüş kadını çevreleyen kalabalık, kadının çaresiz yalvarmalarına aldırmadan taşlamaya hazırlanırken İsa yetişiyor ve kalabalığa ne yaptıklarını soruyor. Recm etmeye hazırlananlar hep bir ağızdan “bu kadın günah işledi… biz de onu taşlayarak öldürüp, cezasını vereceğiz.” diyorlar. İsa, bu yaptıklarının doğru olmadığını anlatmaya çalışıyor, fakat kalabalığın gözünü kan bürümüş, hırsları ve öfkeleri, akıllarının ve mantıklarının önüne geçmiş; kadını taş yağmuruna tutup, öldürecekler, İsa’yı dinlemiyorlar bile… Bunun üzerine İsa, kalabalığa “ilk taşı, hiç günahı olmayan atsın!” diyor, efsanede burada kalabalık duruyor ama bizde devletin sahibinin halk değil kendileri olduğunu düşünen devlet görevlileri, kendi günahlarını hiçbir zaman günahtan saymayıp, kendi ideolojilerine karşı günah saydıkları, daha doğrusu kendi günahkar iktidarları için tehlike gördüklerini hiç düşünmeyip öldürdüler, kaybettiler burada.

 

Nükhet Sirman (sosyolog):

yassız ölümler kötü ölümlerdir ve açığa çıkardıkları hayaletler korkunun kol gezmesiyle kimsenin kimseyi duymamasına neden olur.

 

Ohannes Kılıçdağlı (sosyolog):

hukuk devleti olmak bunu gerektirir.

 

Oral Çalışlar (gazeteci):

Türkiye'de çok insanımız gözaltında kaybedildi. Bunların tamamına yakınının devlet görevlileri tarafından gerçekleştirildiğinden de eminiz. Onun için devlet bunu imzalasın ve hesabı sorulabilsin...

 

Orhan Gazi Ertekin (yargıç - Demokrat Yargı):

hem ülkede bir hukuk güvenliği yaratma görevini üstlenme sorumluluğunu şerhsiz-şeksiz-şüphesiz  ilan etmiş olacaktır hem de hukuk ve yargı alanını demokrasi lehine kullanacağı yeni bir başlangıcın kapıları aralanabilecektir.

 

Orhan Miroğlu (siyasetçi):

Türkiye bu sözleşmeyi imzalamadan, geçmişiyle gerçek bir yüzleşme ve hesaplaşma yaşayamaz ve meydana gelen kayıplardan sorumlu olan kişilerin içinde yer aldığı suç hiyerarşisinin tepesine kadar uzanması gereken adil bir yargılamayı gerçekleştiremez.

 

Orhan Pamuk (yazar):

ben bu yaptığınız şeyi destekliyorum, çorbanızda tuzum olsun isterim ama başkasının cümlesini tamamlamak vs konusunda rahat değilim.

 

Osman Can (Demokrat Yargı):

ulusal düzlemde insan haklarının korunması ve toplumsal barışın sağlanması, uluslararası taahhütlerle desteklenebilir

 

Ömer Faruk Eminağaoğlu (yargıç):

hukuksal konularda hiç bir önyargıya kapılmadan, hukuk herkes içindir diyerek, hukukun üstün, etkin ve egemen kılınması, hukuksal güvenliğin evrensel düzeyde sağlanması amacı için, anılan sözleşme herhangi bir açıklama, beyan ve çekinceye de yer verilmeden Türkiye tarafından bir an önce imzalanmalıdır.

 

Ömer Kavili (avukat):

insanın insana zulmü sona ermelidir ve hiçbir insan bu ağır yükü daha fazla taşımaya mecbur tutulmamalıdır.

 

Özgür Sevgi Göral (hukukçu-tarihçi):

hiçbir devletin nedeni ne olursa olsun bir insanı yok etmeye, yaşam hakkını elinden almaya hakkı yoktur, bu affedilmez bir insanlık suçudur. 

 

Özlem Albayrak (gazeteci):

vatandaşlarını gözaltında kaybeden devletler faşist, diktacı ve zorbadır. Ve bu zorbalığın, 20 yüzyıllık bir insanlık tecrübesi biriktirmiş bir dünyada yeri yoktur, olmamalıdır.

 

Özlem Yağız (yazar):

bu ülkede gözaltında kaybedilen insanlarının katilleri hâlâ aramızda dolaşıyor ve henüz hiçbir cinayet aydınlatılmadı. Cinayet işlemenin bu kadar kolay ve bedelsiz olduğu bir ülkede yarınlarda olabilecek olası cinayetlerin de, bugüne kadar kaybedilmiş insanların da vebalini, insani ve vicdani sorumluğunu yüklenmekten kurtulamayız.

 

Pelin Batu (oyuncu):

yüzde yüz katılıyorum.

 

Pelin Esmer (film yönetmeni):

hiçbir özrü olamayacak bu büyük suçun devamen işlenmesine daha fazla şahit olmak istemiyorum.

 

Pınar Öğünç (gazeteci):

devletin kayıplarının hesabını veremediği bir ülkede demokrasi kayıp, ileri demokrasiden söz etmek ayıptır. 'Bizim dönemimiz', 'onların dönemi' hesabı olmaz. Bu sözleşme hükümetin bu konudaki samimiyetinin ve tutarlığının işareti olacaktır.

 

Raffi Hermonn (gazeteci):

kesinlikle hemfikirim, 'Göz altında her tür faili meçhul işlemlere' karşı çıkmak, bunları sonlandırmak için....

 

Ragıp Duran (gazeteci):

Türkiye'de şimdiye kadar çok sayıda insan gözaltında kayboldu, hâlâ da kayboluyor. Kaybedilenlerin akıbetini öğrenip kaybedenlerden hesap sorulabilmesi şart. Ayrıca yarın öbür gün başka insanlar da gözaltında iken hayatlarını kaybetmemesi gerekir.

 

Reyhan Yalçındağ (İHD):

1) 1990'lı yıllar boyunca yaşanan yüzlerce gözaltında kayıp vakasının faili bulunmamış, adalet tesis edilmemiştir 2) Gözaltında zorla kaybetme bir insanlık suçudur. Türkiye geçmişiyle yüzleşme ve adil bir gelecek tesis etmek için bu suçun varlığını tanımalıdır.

 

Rıdvan Akar (gazeteci):

bütünüyle katılıyorum. Ben de katkı için bir metin yazıp size yollayacağım

 

Roni Marguiles (DSİP):

gözaltında kayıp, yargısız infaz demektir, gözaltında kaybolmak, en temel insan hakkımızın kaybolması demektir.

 

Rüstem Batum (talkshowcu):

gözaltında kayıpların hesabının sorulması  her demokrat yurttaşın  sorumluluğudur ve ülkede barışın sağlanmasının temel taşlarından biridir.

 

Sacit Kayasu (savcı):

devlete sığınarak kimse suç işleyemez. Gözaltına da devlet aldığına göre, Devletimiz bu sözleşmeyi imzalamalıdır.

 

Sebahat Tuncel (BDP):

gözaltında kaybetme bir insanlık suçudur ve bu sucu işleyen kurum/birey yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Ve bu tip davalarda zamanaşımı olmamalıdır.

 

Seçkin Selvi  (tiyatro eleştirmeni):

çağdaş, demokratik, özgürlükçü, çoğulcu bir hukuk devleti olma iddiasının temel taşlarından biri bu tür sözleşmeleri benimsemektir.

 

Sedef Ecer (yazar-oyuncu):

bu topraklarda mezarı olmayan ölülerin ruhları canlılara işkence eder durmadan. Ve yaşayan ölülerin ruhlarıyla yaşamayı öğretilir çocuklara. Mezarsız ölüler etrafımızda döner. Havada. Ve biz onlarla yaşamayı öğreniriz yavaş yavaş. Biz de kendi çocuklarımıza öğretiriz. Cellatların, kurbanların, işbirlikçilerin, tanıkların çocuklarına.. Bu defnedilmemiş bedenler, bu mezarsız cesetler, bu havada gezen ruhlar, kara delikleri dolduran bu hortlaklar aramızda oldukça nasıl yaşarız biz ? Bu, hiç bir suyun temizleyemeyeceği kadar eski bir lanet. Biz kendi bedenlerimizden toplu mezarlar yapacağız o zavallı ruhlara. Mezarı boş kalan ruhlar etrafımızda dönecekler biz yaşadıkça…

 

Selami İnce (gazeteci):

Türkiye “BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”yi imzalamalıdır.

 

Selma Gürkan (EMEP):

ülkemizde son 30 yılda 17 bin “faili meçhul” cinayet ve gözaltında kayıplar söz konusu. Kayıp yakınlarının girişimleri sonuç vermemiştir. Resmi yetkililer göz altıları inkar etmekte, gözaltında ölüm alenen ortaya çıktığında ise, ölümü “intihar” olarak adlandırmışlardır. Türkiye, çözümsüzlükte ısrar edilen Kürt sorunundan dolayı yaşanılan çatışmalı süreçte on binlerce “faili meçhul”ün hesabını vermek istemiyor. Ancak toplu mezarları gizleyemiyor. Bugün toplu mezarlar gösterilmekte, bulunmakta, yakınlarının ve kamuoyunun baskısı sonucu bir bölümü açılmaktadır. Asit kuyularında yakılan insan kalıntıları açığa çıkarılmaktadır. Sistem muhaliflerinin karşılaşabileceği en yaygın durum olarak gözaltında kaybedilmelerin üzeri örtülmek isteniyor. Kayıp yakınları hâlâ sevdiklerinin ziyaret edebilecekleri bir mezarının olması ve akıbetinin açığa çıkarılması, sorumluların yargılanması için mücadele etmektedirler. Kayıp yakınlarının her başvurusunda AİHM kararlarıyla mahkum edilen devlet geçmişinde işlediği suçların hesabını vermelidir. Türkiye demokratikleşecekse bunun en önemli ayağı halka karşı işlenen suçların açığa çıkarılması ve sorumluların cezalandırılmasıdır.

 

Sennur Sezer (şair):

çünkü insanlarımızın güvenlik güçlerine ve adalete güveni tazelenmelidir.

 

Sevda Karaca (gazeteci):

insan onuruna yakışır bir hayat sürdürmek herkesin hakkıdır, TC Devleti bu hakkı bütün vatandaşlarına sağlamakla yükümlüdür

 

Sevil Aracı (avukat):

bir yakınının kaybolması belki de ölümden bile ağır bir acıdır. Türkiye'nin yakın tarihinde yüzlerce insan kaybedilmiştir. Gözaltında kayıpların bir daha tekrarlanmaması ve kayıpların akıbetleri hakkında yetkililerce bir açıklama yapılması için bu sözleşmede taraf olmak önemlidir.

 

Sevin Okyay (yazar):

bu insanlık suçu olmaktan da öte, düpedüz devlet eliyle cinayettir.

 

Seza Paker (ressam):

politik kararlar için Anayasa’nın değişmesi lazımdır.

 

Sezgin Tanrıkulu (CHP):

dua okunacak mezar bulmak mağdurların ortak sesi haline geldi. Salt bunun için de olsa Türkiye bu sözleşmeyi imzalamalıdır.

 

Sibel Eraslan (yazar):

insanların göz önünde/altında olmaktansa, gözden uzak olmayı tercih ettiği ülkelerde, ciddi bir hukuk güvenliği sorunu olduğunu düşünüyorum. Gözaltındayken kaybolmanın imkanı yoktur oysa, peki bu insanlar nereye gitti, nereye uçtu, nerede eridi, nerede bittiler, birisi bize cevap vermek zorunda, çünkü biz henüz kaybolmadık...

 

Sibel Özbudun (antropolog):

bu ülkenin yaralı çocuklarının türkülerinin, marşlarının çoğunda, "soracağız hesabını" sözcükleri geçer, sloganları bunu haykırır. Bu durum, acılı yüreklerde fazlasıyla adaletsizlik duygusu biriktiğine işaret etmektedir. Sözleşmenin imzalanması, o adaleti tesis etmeyecektir belki, ama edilebileceğine dair bir umut, bir moral yaratacaktır kanayan toplumda... Hepimizin gereksindiği bir umut....

 

Sibel Uzun (EHP):

Kayıp yakınları ve yoldaşlarından oluşan Cumartesi Anneleri'nin mücadelesi, Galatasaray Meydanı'nda her hafta devam ediyor, bu mücadele devlete "ben kaybettim" dedirtmiştir. Binlerce faili meçhul, binlerce gözaltında kayıp ülkesi olan Türkiye "BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme" yi imzalamak zorundadır.

 

Suzan Samancı (gazeteci):

insan olmanın onurunu ve  gururunu yaşamak istiyoruz. …. Türkiye artık bu çağda bu utançtan  ve suçluluktan kurtulmalıdır; yoksa suç ve gözyaşı  denizinde boğulabilir...

 

Şahika Yüksel (psikiyatrist):

devletin can güvencesi altında olmaları gereken kişilerin öldürülmesi ve hukuk dışı yollarla kaybedilmeleri bir insanlık suçu kabul edilmelidir. Türkiye'nin yaşanan tarihsel ve toplumsal acılarıyla yüzleşmesi gerekiyor.  İmzalamak yetecek mi?  imzalamalı ve imzaladığını hayata geçirmelidir. Aksi halde devlet aygıtınca yapılan ağır insanlık suçları ört bas edilmiş olacaktır.

 

Şanar Yurdatapan (Düşünce Suç’una Karşı Girişim):

bunu yapmamak, "Ben gözaltında kayıpları örtbas ve inkar etmek istiyorum. Bundan sonra da bu işi yapmaya devam etmek niyetindeyim" demektir. Bunu demek istiyor olabilir miyiz?

 

Şebnem Korur Fincancı (TİHV):

gözaltında/zorla kaybedilme bir yaşam hakkı ihlali olmasının ötesinde, kayıp yakınlarının yas sürecini tamamlayamaması ve adalet duygusunu ortadan kaldırması ile ağır bir toplumsal örselenmeye yol açan bir  travma etkenidir. Bu topraklarda yaşayan halkların adalet duygusunu yeniden kurmak, yaslarımızı tutup acılarımızla yüzleşerek yüzümüzü geleceğe dönebilmek ve yaşam hakkı ihlallerinin önüne geçebilmek için bir denetim mekanizması gereklidir, o nedenle de bu sözleşme zaman geçirilmeden onaylanmalıdır.

 

Şehrazat Mercan (avukat):

yoruma bile gerek yok. Hemen imzalamalı.

 

Şemsa Özar (iktisatçı):

biz bu ülkede yaşayanlar, gözaltının işkence ve ölümle sonuçlandığı sayısız vaka biliyoruz. Bu sözleşmeyi imzalamamak gözaltında işkence ve ölümlerin devamını istemek anlamına gelir.

 

Şermin Topçu (iş kadını):

bu sözleşmeyi imzalamak şu anlama gelir: Geleceğin Türkiye’si geçmişte insanına yaşattığı acıları temizleyen bir ülke olacak. Bundan böyle gözaltında kayıp ya da faili meçhul acıları yaşatan bir ülke olmayacağım.

 

Şirin Tekeli (politolog):

devletin birinci var olma nedeni vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak, ülke toprakları üzerinde kol gezen nedenleri farklı şiddet biçimlerinin (kadınlara, çocuklara, azınlıklara, etnik cemaatlere karşı) tümünü önlemektir. Bunu yapamayan bir devlet, ünlü tanıma göre “şiddet tekelini” elinde tutar ama meşruiyet temelini kaybeder.

 

Şükriye Ercan (Barış İçin Kadın Girişimi):

yaşam hakkı canlılar için vazgeçilmez bir hak olduğundan, insanların yaşamlarını her koşulda sürdürmeleri için çaba sarf ederek ,meclisin derhal toplanıp kayıplara karşı uluslar arası sözleşmeyi imzalaması, bizimde etkin bir mücadeleyi toplumun her kesiminde hayata geçirmemiz gerekir.

 

Taha Parla (siyaset bilimci):

evrensel insan hakları hukuku gereğidir.

 

Tahir Elçi (avukat):

bu belgeyle devlet bir daha kendi adına "rutin dışına çıkmayacağına" dair bireylere hukuksal bir güvence vermiş olacaktır.

 

Taner Akçam (tarihçi):

tarihiyle yüzleşmeyen, geçmişindeki karanlık cinayetleri aydınlatmayan bir toplum aydınlık yarınlarını kuramaz. Geçmişte karanlıkta kalmış her cinayet, eğer aydınlatılmaz ise, yarın ișlenecek bir başka cinayetin habercisidir.

 

Tanıl Bora (siyaset bilimci):

can değeri bileceksek eğer, Türkiye bu sözleşmeyi imzalamalıdır

 

Tarık Günersel (PEN):

bu her türlü hesabın ötesinde temel bir insanlık meselesidir. Bundan kaçınmak utanç vericidir. Türkiye bu ayıbı daha fazla taşıyamaz.

 

Temel İskit (büyükelçi)

imzalamalıdır ve daha da önemlisi -yerine getirmediği başka uluslararası yükümlüklerinden farklı olarak mutlaka uygulamalıdır, çünkü bu Sözleşme Türkiye'nin demokratikleştirme süreci çerçevesinde devletin saydamlaşmasına önemli katkı getirecek, aynı zamanda, 1990'larda zirvesine varmış olan devlet terörü ve işlenen insanlık suçlarıyla yüzleşmemizin yolunu da açacaktır.

 

Tilbe Saran (oyuncu):

daha fazla sağır bir vicdanı bu topraklar kaldıramaz.

 

Tolga Şirin (hukukçu):

Türkiye Devletinin bu konudaki olumsuz sicili İHAM kararları ile sabittir. Bu Sözleşme’nin onaylanmaması, anayasal olarak “insan haklarına dayanma” iddiası taşıyan bir devlet için abesle iştigal etmek demektir. “İnsan buharlaştırmasının” sadece “korku ütopyası romanlarında” kalması için, Sözleşme’nin tereddütsüz biçimde onaylanması, iç hukukun bu çerçevede köklü bir şekilde yenilenmesi ve bu yöndeki uluslararası çaba ve dayanışmaya aktif katılımın sağlanması gerekmektedir.

 

Turan Sarıtemur (Kürt Aydınları Platformu):

kendinizi insan olarak algılıyorsanız. Birazcık onurum var diyorsanız. Hangi dünyaya inanıyorsanız. İmza atın.

 

Tülay Ararat (Çiftçi Sendikaları Federasyonu):

her annenin oğlunun başına ne geldiğini bilmeye, her çocuğun anne veya babasının nasıl öldü(rüldü)ğünü bilmeye, cenazelerini gömmeye hakkı vardır. çünkü artık "desaparecido" gibi şarkılar dinlemek istemiyoruz, Türkiye'de...

 

Tülay Günal (oyuncu):

devlet halkını koruyup kollar. Ona güvenli bir yaşam sunar. Gözaltına alınan ve evine dönemeyen insanların yakınlarını daha fazla üzmenin bir anlamı var mı? Bütün politik söylemlerin ötesinde bir durum bu. Onların acılarını hissettiğinin bir ifadesi belki de bu sözleşmeyi imzalamak. Bir daha olmayacağının garantisini vermektir. Özür dilemektir belki de bir nevi. Biz sizin yanınızdayız demektir. Bunun ne sakıncası olabilir ki? Devletler halklarına bu güveni vermelidir.

 

Tülin Özen (oyuncu):

artık birbirimizi kaybetmeyip aksine kazanarak, birbirimize güvenerek yaşadığımız bir ülke olmanın zamanı, çok büyük acılar yaşanan ve kayıplar verilen süreçlerin sonrasında, çoktan gelmiştir. Bu sözleşmeyi imzalamamak, hep beraber vicdanımızı kaybettiğimiz, baştan suçlu hayatlarımızı yaşamaya devam etmeyi imzalamak demektir.

 

Ufuk Uras (siyasetçi):

BM işkence ve kötü muameleye karşı protokol 23. Donemde Meclisten geçtiğine göre, bu konuda da mesafe alınabilmesi için caba göstermeliyiz

 

Uğur Yücel (oyuncu-film yönetmeni):

çünkü tersi bir duruşun gelecek zamanlarda yeri yok. Dünya özgürleşiyor. Akıl ve vicdan sahibi bu sözleşmeyi gururla imzalar.

 

Ümit Biçer (adli tabip):

Türkiye'de geniş bir coğrafyaya yayılmış olan toplu mezarlar açılarak kayıp yakınlarının cenazelerine kavuşması, yaşanan toplumsal travmaları iyileştirmek için atılacak öncelikli adımlardan biridir. Yaşanan toplumsal travmayla yüzleşmek, gerçeğin açığa çıkması ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için bu sözleşmenin imzalanması gerekmektedir.

 

Ümit Cizre (siyaset bilimci):

BU, GÖZALTINDA OLANLARI KAYBETMENİN YEMEK-İÇMEK GİBİ NORMALLEŞTİRİLDİĞİ LİBYADAKİ  KADDAFİ REJİMİNİN YIKILMASINA ÖNAYAK OLMANIN; 300 MİLYON DOLARLIK İLK ULUSLARARASI YARDIM PAKETİNİ AÇMANIN; VE BU ÜLKEYE BÜYÜKELÇİ GÖNDEREN İLK ÜLKE OLMANIN GETIRDİĞİ MORAL VE LEGAL BİR YÜKÜMLÜLÜK VE SORUMLULUKTUR. TÜRKİYE BÖLGESİNDE "İMRENİLEN" FARKLI BIR ÜLKE OLMAK İSTİYORSA, BU OYUNU KURALLARINA GÖRE OYNAMAK, ULUSLARARASI İNSAN HAKLARI REJİMİNİ HARFİYEN UYGULAMAK, ve KADDAFİ TÜRÜ İLKEL REJİMLERİN BAŞVURDUĞU İNSANLIK-DIŞI  UYGULAMALARI TÜMÜYLE DIŞLAYAN "İMRENİLEN BİR DEMOKRASİ" OLMAK ZORUNDADIR. 

 

Ümit Kardaş (yargıç):

insan haysiyeti ve onuru en büyük değer olarak insana bir amaç olarak yaklaştırmayı gerektirir.İnsan yaşamını hiçe sayan, onun bedensel ve ruhsal bütünlüğünü hukuk güvenliği altında koruyamayan hatta bu kayıpların nedeni olan devlet meşruluğunu kaybeder ve çeteleşir.

 

Üstün Bol (Mazlumder):

insan hayatı; politik, dini ve/veya felsefi görüşü ne olursa olsun, insan hayatı; pazarlık konusu edilemez. hiçbir insan hayatı devletin dogmalarına kurban edilmemeli.

 

Verda İrtis (sosyolog):

böylesi bir eylem, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve demokratikleşme yolunda atılan adımların bir parçası olduğu kadar daha adil bir dünya arayışının da kolektif ifadelerindendir. İnsanca ve birlikte yaşamayı öngören her türlü çabanın desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.

 

Yalçın Yusufoğlu (gazeteci):

evrensel insan hakları ve çağdaş bir ülke olmak bu sözleşmeye taraf olmayı gerektirmektedir.

 

Yasemin Göksu (şarkıcı):

Türkiye yıllardır işkence ve gözaltında kayıplar konusunda büyük bir iki yüzlülük yaşamakta. On yıllardır, sıradan karakollardan, siyasi şubelere ve cezaevlerine uzanan bu işkence zincirini konu eden pek çok haber, köşe yazısı, film vs yazıldı, yapıldı. Ama kimi devlet kurumları, basın organları ve kişiler tarafından, "el aleme karşı" durumu kurtarmak telâşıyla kıyamet kopararak, mide bulandırıcı bir riyakarlıkla inkâr edilen bu insanlık suçu, hepimizin yüreğinde onulmaz yaralar açtı, açmaya devam ediyor. Vicdanlarımızda zaten çoktan mahkum edilen bu insanlık dışı uygulamaların hukuken  de mahkum edilebilmesi için, bu uluslararası sözleşmenin derhal imzalanması gerekir.

 

Yasin Aktay (sosyolog):

Türkiye insanı bu utancı bir daha yaşama ihtimaline karşı savunmasız bırakılamaz.

 

Yeşim Büber (oyuncu):

bir devlet olarak ''insan haklarına saygı'' yükümlülüğünü yerine getirmeli ve artık yakın geçmişiyle yüzleşmelidir.

 

Yeşim Ustaoğlu (film yönetmeni):

gözaltında kayıbların sonlanması, her ne olursa olsun meşru kılınmaması, kayıpların bulunması konularını   destekliyorum. ve uluslararası metnin imzalanması konusunda imza desteğimi veriyorum.

 

Yıldız Ramazanoğlu (yazar):

çünkü bu konuda tehlike hâlâ devam etmekte ve gözaltında kaybolma endişesi sürmektedir.

 

Yücel Sayman (eski İstanbul Barosu Başkanı):

olması gereken talep ediliyor.

 

Yüksel Selek (Yeşiller Partisi)

devlet, bir kimlik vererek varlığını  kayıt altına aldığı her bir vatandaşın öncelikle var olma hakkını korumakla yükümlüdür. Gözaltında kayıpların yaşandığı bir ülkede hukuk devletinden söz edilemeyeceği gibi, insan haklarına saygıdan, demokrasiden de söz edilmez.

 

Zehra İpşiroğlu (tiyatro eleştirmeni):

gözaltında kaybedilme çok büyük bir insanlık suçudur.

 

Zeynep Direk (felsefeci):

çünkü burada devletin bir kurumu hayatını korumakla yükümlü olduğu vatandaşına karşı, onun hayatına son vermek suretiyle suç işliyor. Böyle bir devlet hukuksuz bir devlettir. Hiç kimsenin ona güven duyması da beklenemez.

 

Zeynep Gambetti (siyaset bilimci):

devletin kolluk güçlerinin, yargının ve siyaseti yönetenlerin insan hayatına ne kadar az önem verdikleri, gözaltındaki kayıp ve ölümlerle su yüzüne çıkmaktadır. Bu ülkede bireyler devlet karşısında hâlâ bu denli korunmasız iken Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları alanında ilerlediğini iddia etmek tam anlamıyla ikiyüzlülüktür.

 




Bu Haber 252 Kişi Tarafından Okundu.

YORUMLAR
Bu Habere Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.