Gündem

Aksakal: “Vatan yoksa ekmek de yoktur!”

Aksakal; ” 620 yıllık bir imparatorluğun dağıtılmasından sonra kanlarımızla sulayarak yeniden ebedi vatanımız haline getirdiğimiz bu toprakların, başta Atatürk’ün ortaya koyduğu Cumhuriyet ilkeleri olmak üzere tüm değerlerine, birikimlerine ve kazanımlarına sahip çıkmak bizim birinci vazifemizdir.” dedi.

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, gerçekleştirdiği basın toplantısında yaşanan gelişmeleri, ülke ve dünya gündemini değerlendirdi.

Aksakal açıklamasında;

“Silahlı Kuvvetlerimizin Kuzey Irak topraklarında sürdürdüğü Pençe – Kilit operasyonunda kahpe tuzaklarla ve saldırılarda şehit düşen mehmetçiklerimizi bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyorum. Ruhları şâd, mekânları cennet olsun. Ailelerine ve yakınlarına sabır metanet diliyorum. Milletimizin başı sağolsun.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin aynı kapsamda yürüttüğü terörle mücadelesinin Suriye toprakları üzerinde yuvalanmış PKK/PYD/KCK unsurlarının tasfiyesi amacıyla planladığı geniş kapsamlı harekât çalışmalarının başarılı sonuçlanacağı konusunda kuşkumuz yoktur, bu uğurda canını siper eden tüm kardeşlerimize, evlatlarımıza gayret-kuvvet diliyorum, Allah ayaklarına taş değdirmesin diyorum.

Bu yaşananların 2002 yılından bu yana ABD himayesi ve öncülüğünde kararlılıkla sürdürülen “Büyük Ortadoğu Projesi”nin kapsamında gerçekleştiğini, esasen hak, hukuk, adalet denilen kavramları iğdiş eden yapının bu küresel emperyalist sistem olduğunu da çok net olarak biliyoruz.

Çünkü Demokratik Sol Parti olarak biz bu saldırılara bire bir maruz kalmışız, bu projelere destek vermediğimiz için iktidardan ve parlamentodan uzaklaştırılmışız. Bunun aksini iddia eden her kim olursa olsun, en hafif deyimiyle bu sistemin payandasıdır.

Doğrusuyla, yanlışıyla yirmi yıldır bir “tek parti iktidarları” sürecini yaşıyoruz. Dolayısıyla bugünkü her türlü sorunun birinci derecede muhatabı ve müsebbibi elbette Ak Parti’dir.

Özellikle ekonomide yaşanan gelişmeler, toplumsal yaşamın karşı karşıya kaldığı açmazlar, fukaralığın kıyas götürmez boyutlara ulaşması, devletin bozulan mali yapısını sürekli ve sistematik zamlarla dengelemeye çalışması sonrasında ortaya çıkan kesif bir çözümsüzlük duygusu, halkın ruh halini esir almıştır.

Bu çok tehlikelidir.

Her vesileyle belirttiğimiz ve esasen makul de karşıladığımız gibi tüm dünyanın yaşadığı Covid-19 pandemisinin katmerleştirdiği üretimsizliğin menfi etkilerinin Türkiye ekonomisi üzerinde de dayanılmaz baskılar yarattığı bir gerçek ise de yanlış ekonomi politikalarının, tarımsal üretimden vazgeçilme stratejilerinin devamında ısrar edilmesi bugünkü manzaranın da gerçek sebebidir.

Çözüm yolu konusunda en etkili ve demokratik argümanın seçimlerin yenilenmesi olduğu izahtan varestedir. Ancak gerek bu konuyu sürekli olarak gündemde tutmanın her gün aynı şeyi tartışmanın pratik bir faydası olmadığı gerçeği de karşımızda duruyor.

Topluma dayatılmış klasikleşmiş ittifak yapılarının sürekli birbirlerine karşı aday belirleme zorlamasında bulunması ya da erken seçim kararı alınması konusundaki çağrıları tamamen gündemin gerçek görüntüsünü perdeleme ve dikkatleri dağınık tutma gayretinin tezahürüdür.

Buradan yüzlerce kez feryat ediyoruz! Millet aç!

Bir ülkede temel ihtiyaç maddelerine, başta akaryakıt olmak üzere insanların zorunlu yaşam koşullarını doğrudan etkileyen hizmetlere her gün zam gelir mi?

İnsaf, izan, bunun neresinde?

İktidar yirmi yıldır uyguladığı beton ekonomisinin bugün içine düştüğü badireden nasıl kurtulacağını bilemez hale gelmiş, ortaya koyduğumuz reçetelere gözlerini kapamış, anlattığımız önerilere kulaklarını tıkamış el yordamıyla günlük politikalarla ekonomiyi ayakta tutmaya çalışıyor.

Muhalefet ise sabah akşam beş çayı düzenliyor, bu memleketin tek eksiği olarak gördüğü “güçlendirilmiş parlamenter sistem” çemberinden dışarı çıkamıyor.

Bu arada milletin perişanlığı devam ediyor.

Asgari ücret 4.253 lira, açlık sınırı 6.500 lira, ev kiraları 10.000 lira!

Diyanet İşleri Başkanı çıkmış Kurban kesim bedeli açıklıyor, yurt içinde 2.250 lira, yurt dışında 1.800 lira.

Hakikaten milletin aklıyla alay eden bir siyasi işgalin altındayız!

Bu vesileyle seslenmek istiyorum; Ey Diyanet İşleri Başkanı! Açıkladığınız rakamlara bakılırsa sevaplar bile yurt dışında daha ucuz! Bunun tam tersi olması gerekiyor mu? Benim insanımın kendi ülkesinde kurbanını kesmesi, ibadetini kendi topraklarında gerçekleştirmesi, o ibadetin manevi hazzını evinde, yuvasında yaşaması değil midir esas olan?

Ama sizin hesaplarınız bizim anlattığımız kriterlerle maalesef örtüşmedi hiçbir zaman. Siz, sözüm ona başka ülkelerdeki Müslüman fakir halklara yönelik bir yardım (!) adı altında başka işlerin koordinatörlüğü misyonunuzu aksatmadan devam ettiriyorsunuz.

Ama unutmayın ki, bu dünyada pas geçtiğiniz hukuk ve adalet öbür dünyada Allahın adaleti olarak yakanıza yapışacaktır. Tabii gerçekten buna inancınız varsa!

Değerli Basın mensupları

Türkiye’nin ekonomideki bu sıkıntıları yaşamasının yanında biraz önce de dikkate getirdiğim bölgesel yapılanma projesinin, yani yeni küresel paylaşım stratejisinin dayattığı, üniter yapımızın karşı karşıya kaldığı riskin de gözden uzak tutulmaması gerekmektedir.

DSP olarak bizim esasen sorunlar sıralamasında öncelediğimiz de bu konudur.

Evet; ekonomideki daralma, üretimsizlik, işsizlik, alım gücündeki zorluklar hepsi birbirinden önemli hususlar fakat vatan yoksa ekmek de yoktur!

620 yıllık bir imparatorluğun dağıtılmasından sonra kanlarımızla sulayarak yeniden ebedi vatanımız haline getirdiğimiz bu toprakların, başta Atatürk’ün ortaya koyduğu Cumhuriyet ilkeleri olmak üzere tüm değerlerine, birikimlerine ve kazanımlarına sahip çıkmak bizim birinci vazifemizdir.

Küresel saldırılara ve kirli planlara karşı milletçe dik duruş sergileyebilirsek ekonomide yaşanan manipülatif saldırıların da üstesinden kolaylıkla gelebiliriz.

Bunun için öncelikle terörle mücadele başta olmak üzere, küresel paylaşım savaşına karşı etkin ve aktif rol üstlenmek mecburiyetindeyiz.

Bu da sadece hükümetin değil tüm siyasi kurumların güç birliği ile bir anlam kazanır.

Türkiye bugün her hâl ve kârda güneyimizde oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek durumundadır. DSP olarak devleti yönettiğimiz dönemlerde de bu stratejiyi hayata geçirmiştik ve bu sebeple Akparti’ye hükümeti sıfır terörle devrettik.

Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” olarak ortaya koyduğu dış politika anlayışını bölge merkezli dış politika stratejisine dönüştüren DSP politikalarına acil ihtiyaç vardır.

Bütün bunların yanında belki de güncel en önemli konuların başında gelen İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine başvurusu konusunda Türkiye olarak ciddi ve güvenilir bir duruş sergilenmesi ihtiyacı toplumun en bariz beklentisidir.

Karşı gerekçe olarak ortaya koyduğumuz terör unsurlarını koruyan ve kollayan sadece bu iki devlet değildir. Bunların başında ABD ilk sırada gelmektedir ve NATO’nun belirleyici aktörüdür. Buraya yönelik de açık bir duruş sergilenmesi gerekir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “ben görevde olduğum sürece İsveç ve Finlandiya NATO üyesi olamaz” çıkışı değerli olmakla birlikte, geçmişte rahip Brunson ve Alman gazeteci Deniz Yücel için sarf ettiği sözlerden sonra yaşananları da akıllara getirdiğini hatırlatmak isterim.

Değerli basın mensupları, değerli arkadaşlarım,

Yunanistan’la ilişkiler konusunda da kritik bir sürecin eşiğinde olduğumuzu görüyoruz.

Rusya – Ukrayna savaşıyla gün yüzüne çıkan küresel paylaşım savaşının Türkiye’yi de hedefine koyan gizli planlarının içeriğinde yer alan nihai aşamada maalesef Türkiye topraklarının da paylaşımı hevesi vardır.

Bunun içindir ki, ABD daha şimdiden yakın lokasyonlarımızda askeri yığınaklar yapmıştır, şimdiden hazırlıklara girişmiştir. Bu boş ve anlamsız hevese Yunanistan da ev sahipliği, kısacası yataklık yapmaktadır!

Türkiye buna kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır.

Öyle anlaşılıyor ki, Yunanistan bir hafıza kaybı içerisinde, geçmişi unutma malûliyeti yaşamaktadır. Türk milleti gerektiğinde tarihi tekerrürü hatırlatmakta ve yaşatmakta en küçük tereddüt göstermeyecektir.

Bu konuda Demokratik Sol Parti olarak öncelikli etkin ve kalıcı çözüm önerimiz şudur; Türkiye derhal KKTC’nin tanınması konusunu gündemin birinci maddesi yapmalıdır ve NATO’ya üyelik başvurusu yapan İsveç ve Finlandiya’nın bu taleplerine olumlu yanıt vermek için şart koyduğu hususların yanına KKTC’yi tanıma şartını da ilave etmelidir. Bu da onlar adına bir samimiyet testi olacaktır.

Değerli basın mensupları,

Geçen hafta da belirttiğim gibi iktidar ve ana muhalefet partileri bir “miting yarışı” halinde siyasi peşreve başlamış durumdadırlar. Artık resmen olmasa da zımnen bir seçim sathı maili oluşmuştur.

Şimdi de “10 soru, 10 cevap” parodisiyle karşı karşıyayız. Bütün medya da bu “cambaza bak” oyununun sponsoru olmuş, resmen bir oyalama görevini yerine getirmektedir.

Öyle anlaşılıyor ki, bundan sonra mevcut ittifakların karşılıklı kurguladıkları bu oyunların bertaraf edilmesi için, bu ittifakların “yok saydığı” diğer toplumsal kesimlerin temsilcisi siyasi yapılar yeni senaryolarını ve stratejileri daha anlaşılır ve somut bir şekilde ortaya koyacaklardır.

Yirmi yıllık bir tek parti yönetiminin ülkeyi ve halkı bugün getirdiği nokta, iktidar partisi unsurlarının da açık kabulüyle sıkıntılı bir noktadır.

Bunun çözümü de elbette sıkıntıyı yaratandan beklenmeyecektir. Esasen iktidarın karşısındaki en etkili siyasi yapı olarak parlamento muhalefetinin, güncel adıyla Millet İttifakını oluşturan hakim siyasi yapılarının tutarlı bir duruş sergileyememesi ciddi bir sorunsaldır.

Örneğin; topluma güven vermesi amacıyla açıklanan on maddelik ilkeler listesinde bilimin öncülüğünde bir devlet kurulması ilkeleri arasında yoksa;

Cumhuriyetin en temel ilkesi milliyetçilik, halkçılık, devletçilik programda yer almamış, ittifak üyelerinin çoğunluğunun “küreselci” görüntü vermesine, ulus devlet anlayışının dışlanmasına, küreselcilerin güdümünde bir politika izleyeceğine işaret ediyorsa;

Son yıllarda giderek artan doğa katliamını önleyecek, küresel ısınmayı durduracak ilkeler göz ardı ediliyorsa, kırk yamalı bohça hale gelmiş eğitim sisteminin nasıl düzene sokulacağı konusunda bir tek ilke öngörülmemişse sözün bittiği yerdeyiz demektir.

Eğer bir ana muhalefet partisi terörle iltisakı ve organik bağını inkâr etmeyen siyasi yapılara ve figürlere sırf iktidar karşıtlığı adına şirin görünme gayretinde oluyorsa başka ne diyebiliriz?

Terörist başının heykelini dikmeyi vaad etmeyi düşünce suçu kapsamında sayıp sanıklarını “serbest bırakma” vaadinde bulunarak, bu zihniyettekilere kendilerine katılma çağrısında bulunuyorsa, kimse kusura bakmasın gerçek anlamda Atatürkçü, gerçek anlamda Cumhuriyet ilkelerine bağlı hiçbir vatan evlâdı bu çağrıya olumlu karşılık vermeyecektir.

Bizim asıl yadırgadığımız ve hakikaten anlamakta güçlük çektiğimiz bir husus daha vardır ki; iktidar karşısında bir ittifak yapısını oluşturan altılı masa bileşenlerinin böylesi önemli bir konuda üç maymunu oynamalarıdır.

Ne yaman çelişkidir ki; bir taraftan Selahattin Demirtaş gibi PKK terör örgütünün siyasi aktörlerini serbest bırakma vaadinde bulunacaksınız, diğer taraftan milliyetçilik olgusunu ön planda tutup HDP’yi PKK ile yan yana koyacaksınız, üstüne üstlük terör destekçisi ve cezaevinin hükümlü sakini Demirtaş’ın fırça attığı mektubuna karşı süt dökmüş kedi gibi olacaksınız.

Gerçekten bu yaşananları hayretler içerisinde ve ibretle izliyoruz. O mektubun son satırlarında yer alan betimlemeye söylenecek bir söz bulamadığımı da açıkça ifade etmek isterim.

Bakın; bu mektubun muhatapları Cumhurbaşkanıyla karşılıklı “10 soru, 10 cevap” oynayacaklarına kendisini hasretle kucaklamak için gün saydıkları feodal kapitalizmin terör destekçisi Demirtaş’ın sorduğu tek soruyu cevaplasınlar sorunlar çözülür. Ne sormuş şahıs?

“Tek bir soruyla bitireyim. Şu perişan haldeki on milyonlara bakıp da hiç mi utanmıyorsunuz?!”

İşte Türkiye’nin bugünkü içler acısı siyasi manzarası.

Değerli basın mensupları, değerli arkadaşlarım,

Demokratik Sol Parti olarak ilkelerimizden asla ve asla taviz veremeyiz, Anayasamızın ilk dört maddesinde vücut bulmuş kadim devlet yapımızın tartışmaya açılmasına asla müsaade edemeyiz.

Bülent Ecevit’in Demokratik Solculara en önemli vasiyetlerinden biri teröre ve bölücü siyaset yapılarına karşı dik duruş gösterilmesidir. Bu husus bizim ve asil Türk milletinin kırmızı çizgisidir.

Şu kadarını ifade etmeliyim ki; önümüzdeki süreçte bu kırmızı çizginin samimiyetle kararlı savunucusu olan siyasi yapılar yeni bir yol arayışına karşılık verecek kapsamlı bir çalışmayı halkın değerlendirmesine sunacaktır.

Demokratik Sol Pati bu çalışmanın içerisinde ve gerektiğinde önünde yer almaktan da çekinmeyecektir.” sözlerine yer verdi.

Hibya Haber Ajansı

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı