Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’na katıldı

Erdoğan’ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

“Geçen sene salgın şartlarına rağmen Antalya Diplomasi Forumu’nun ilk toplantısını başarıyla icra ettik. Tüm insanlığın sağlık krizi ile boğuştuğu sancılı bir dönem de Antalya’dan verdiğimiz barış, diyalog ve dayanışma mesajlarının foruma çok ayrı bir anlam kattığına inanıyorum. 2. Antalya Diplomasi Forumu’na gösterilen teveccühü forumun zaman içinde küresel diplomasinin kalbinin attığı bir zemine dönüşmesi temennimizin kısa sürede gerçeğe dönüşeceğini işaret ediyor.

Rusya ve Ukrayna krizinin ardından iki ülke arasındaki ilk üst düzeyli teması dışişleri bakanları seviyesinde dün burada gerçekleşmiş olması forumun amacına ulaşmaya başladığını gösteriyor.

Foruma iştirak eden devlet ve hükümet başkanları ülke temsilcileri ve diğer misafirlerimizin oturumlara yapacakları katkılar yanında aralarında teşhis edecekleri güçlü diyaloğu da önemli görüyor, aynı şekilde istikbalimizin teminatı olan gençlerimizin foruma yönelik yoğun ilgisini memnuniyetle karşılıyor, geniş katılımla tertip ettiğimiz ikinci Antalya Diplomasi Forumu’nun rüştünü ispat etmiş bir uluslararası etkinlik olarak İnşallah yoluna kararlılıkla devam edeceğine inanıyorum.

Kıymetli misafirler, çok değerli dostlar, dünyamız 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakmaya hazırlanırken insanlığın küresel barışa huzura ve refaha duyduğu özlem de o derece artıyor.

Bilimde, teknolojide, tarımda, sanayide, iletişimde ve Ulaşım imkanlarında yaşanan onca ilerlemeye rağmen insanlık olarak temel meselelerimizi henüz çözüme kavuşturamadığımızı görüyorum.

Terörizm; açlık yoksulluk kıtaları arasındaki adaletsizlik sıcak çatışma ve savaşlar iklim değişikliğinin yol açtığı çevre felaketleri küresel gündemin en üst sıraları ne yazık ki sürdürüyor. Ekonomiler büyürken, gökdelenler yükselirken, birilerinin cüzdanları şişerken, belli başlı ülkeler günden güne zenginleşirken istatistikler bize daha müreffeh bir dünya resmi çizerken maalesef hemen yanı başımızda çocuklar açlıktan ölmeye devam ediyor.

“Açlık virüsü” corona virüsden daha fazla insanın hayatına mal olur. Yer yüzünde saniyede bir çocuk bir lokma ekmek bir yudum su bulamadığı için ölüyor. İstikrarsızlık ve çatışmalar sebebiyle milyonlarca insan evlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalıyor.

Bazı çarpıcı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Sadece 2014 yılından bu yana Akdeniz’in mavi suları 25 bine yakın umut yolcusunun mezarı oldu. Dünya genelinde mülteci sayısı 2 kattan fazla artarak 85 milyona ulaştı.

Bu sayıya 15 günde 2 milyondan fazla Ukraynalı mülteci eklendi. Kişi sayısının önümüzdeki dönemde daha da yükselecek anlaşılıyor.

Halihazırda 1 milyar insan günde iki doların altında bir gelirle hayatta kalma mücadelesi veriyor. Esasen her biri tek başına karşı karşıya bulunduğumuz adaletsizliği göstermeye yeterlidir.

Her gün yüz milyonlarca insanın yatağı aç girdiği bu dünyada yaşıyoruz. Kabul edelim ki böyle bir dünyada hayal ettiğimiz kalıcı barış, huzur ve istikrar tesis edilemez.

Yeni savaşların önüne geçemediği on yıllardır süren çatışmaların dahi çözülemediği bir denklemde kimse kendini emniyette hissedemez.

Dünyanın devasa bir köye dönüştüğü günümüzde nerede yaşarsak yaşayalım hiçbirimiz başkasından bana ne diyemez.

Söndüremediğiniz her yangının durduramadığ mız her çatışmanın engelleyemediğimiz her sorunun üzerine gitmediğimiz her problemin eninde sonunda bizi de etkileyeceğini bizi de yakacağını bilmeliyiz.

Bu acı gerçeği Suriye’de, Yemen’de Afganistan’da değil ya da bırakta Arakan’da ve daha birçok kriz bölgesinde defalarca şahit olduk. Bu çatışma alanlarında çoğu kadın ve çocuk milyonlarca sivil hayatını kaybetti.

Kimi zaman coğrafi kimi zaman kültürel sebeplerle görmezden gelinen bu kriz bölgelerinin tamamında ihmallerin bedelini sadece sorumlular değil, insanlık olarak hep birlikte halen ödüyoruz.

Bunlardan ibret almayanlar ve kıssadan hisse çıkarmayanlar için değerli dostlar tekerrürdür. Alınmadığından sadece tarih değil aynı zamanda acılarda tekrarlanır. Ukrayna meselesi bu hakikatin en son örneği olarak karşımızda duruyor.

Öncelikle burada bir hususun altını çizmek istiyorum. Türkiye hem Akdeniz hem Karadeniz ülkesidir. Ukrayna ve Rusya Karadeniz’den komşumuz ve dostumuzdur. Komşularımız arasındaki krizin sıcak çatışmaya dönüşmesinden büyük üzüntü duyuyoruz.

Gerilimin tırmanarak bu aşamaya evrilmesi en fazla bizi rahatsız etti. Komşumuz olan bir ülkenin egemenliğine yönelik saldırgan eylemleri asla maruz göremeyiz.

Kırım’ın yasa dışı ilhakı başta olmak üzere Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü hiçe sayan gayrimeşru adımları biz Türkiye olarak Kırıml’a ilgili net tutumumuzu 2014 yılından bu yana her vesileyle ifade ettik. Her zeminde açıkça dile getirdik. Gerek Rusya Rusya Federasyonu ile gerekse Ukraynalı dostlarımız da yaptığımız tüm görüşmelerde bu meseleyi hep gündemde tuttuk.

2014’te işgaline tüm Batı tüm dünya ses çıkarmış olsaydı acaba bugünkü tablo ile karşı karşıya kalır mıydı.? İşgaline sessiz kalanlar şimdi bir şeyler söylüyor.

İyi güzel de adalet bu yer kürenin belli bir bölümünde geçerli diğer bölümünde ise geçersiz. Bu nasıl bir dünya.? İşte ne yazık ki bu haksızlığın giderilmesi hususunda uluslararası toplum gereken hassasiyeti göstermedi gereken desteği verme Ukrayna haklı davasında yalnız bırakıldı.

İşte bugün de güçlü irade sergilenmesi halinde diploması ile çözülebilecek sorunların yıkıcı ve can yakıcı sonuçları ile yüzleşiyor.

Evlerini terk eden sivilleri, korku ve endişe dolu çocukları, para olan şehirleri ölen masumları gördükçe üzüntümüz katlanarak artıyor.

2,5 yaşında bir yavru annesinin kucağında annesinin gözleri yaşlı, baktım ki o yavru annesinin gözyaşlarını yalamaya başladı. Bir taraftan siliyor bir taraftan da annesinin gözyaşlarını yalıyor, bu tabloya bu olacak şey mi.? Ne için böyle bir dünya.? Biz bunun için mi varız.?

Polis olan babasının kaskına da vuruyor. O polisin görevi yavrusunun o ağlayışını dindirmek mi.? yoksa terörü engellemek mi.? İşte ben şu andaki bu toplumu ekranları başında bizi izleyen tüm dostlarımıza diyorum ki hep birlikte biz barışın dünyasını kurmaya mecburuz.

Savaşa benzin dökmenin kimseye bir faydası olmayacağı kanaatindeyiz. Meşru mücadelesi desteklenirken bu mücadeleye zarar verecek sürecek adımlardan mutlaka imtina edilmelidir.

Ülkelerinde yaşayan Rus kökenli insanları ve Rus kültürüne yönelik faşizan uygulamalar asla kabul edilemez. Bir orkestrada orkestra şefi Putin’in arkadaşı Putin’in arkadaşı olduğu için görevden alınıyor.

Öbür tarafta yine bir başka Avrupa ülkesinde bakıyorsunuz dünyaca meşhur Rus kültürünün yayınlarının eserleri ülkede yasaklandı.

Böyle olmaz. Demokrasi ne diplomasi ne insanlık bunlara layık değil. Biz Türkiye olarak pek çok can kayıplarının önüne geçmek ve  bölgemizde barış ve istikrarı yeniden tesis etmek için yoğun çaba harcıyoruz. Temennimiz itidal ve sağduyunun galip gelmesi silahların bir an önce susmasıdır.

Bugün görüştüğümüz bir dost dedi ki bir SİHA bizim ülkemize düştü şu anda o da dinleyicilerin arasında bugün hiç ilgisi alakası olmayan ülkeyi de demek ki bu silahlar vuruyor.

Bu doğrultuda kriz öncesinden başlayıp bugüne kadar süren yoğun bir diploması trafiği yürüttük. 25, 30’a yakın liderle görüşmeleri devam ediyor. Aynı şekilde dışişleri bakanımızın arkadaşlarımın görüşmeleri oldu, devam ediyoruz.

Yaptığımız tüm görüşmelerde olduğu gibi bugün ve yarınki temaslarımız da da çözüm tekliflerimizi muhataplarımızla paylaşacağız.

Montrö Sözleşmesi’nin ülkemize verdiği yetkilerin kullanılması dahil elimizden gelen her türlü gayreti göstermeye devam edeceğiz.

Değerli misafirler güncel sorunlara odaklanırken o sorunları ortaya çıkaran büyüten ve içinden çıkılmaz hale getiren esas sebepleri gözden kaçırmamalıyız.

Burada genel hatlarıyla ifade ettiğim birçok meselenin gerisinde İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan müesses nizam vardır. Savaştan galip çıkan 5 devletin menfaatlerini önceleyen mevcut güvenlik mimarisinin günümüzün ihtiyaçlarına cevap vermediği, veremeyeceği aşikardır.

Birleşmiş Milletler üyesi 193 ülkenin kaderini Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkenin insafına bırakan bu sistemin çarpıklığının ötesinde çok daha büyük açıklarının ve yapısal problemlerinin olduğu ortaya çıkmıştır.

Çatışan taraflardan biri veto hakkına sahip. Daimi üye olunca sorun Güvenlik Konseyi’nin iş var edici rolü boşa çıkmış sistem iflas bayrağını çekmiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınan kararların bağlayıcı yönü bulunmadığı için ne çatışmaların sonlandıracak hiç bir adım atılmıştır.

Düşünün 14, 15 üyenin içindeki 1 veya 2 üye karşı oy kullanırken, alabildi mi.? anlamadım. Öyle bir adalet olur işte. Mesele ben diyorum ki artık adil bir dünyayı teşhis etmek uzun bir süredir dünya beşten büyüktür diyerek sistemin bu yönde dikkat çekiyoruz. Günümüz şartlarına göre reforme edilmesi gerektiğini hep söyledik söylüyoruz.

Ancak sistemin açıkları bilinmesine rağmen veto yetkisini elinde tutanlar gücü paylaşmaya yanaşmadığı için reform talepleri görmezden gelip veto hakkı olmayan geçici üyelik verilmesi de çok komik geliyor.

Üyelik üzerinden sistemin yapısal sorunlarının üstü örtülmeye çalışıldı. Bizim gibi doğru bildiklerini yüksek sesle haykırmaktan çekilmeyen ülkeler ise haksız temelsiz son derece çirkin susturulmak ister. Biz dünya beşten büyüktür derken sadece kendimiz için kendi ülkemiz için bir talepte bulunmuyor, milletimizin hakkı ile beraber tüm insanlığın hakkını hukukunu ortak menfaatini destek olmaya çalışıyorum. Yaşadığımız hadiseler bize tespit ve tekliflerimizin ne kadar doğru yerinde ve isabetli olduğunu göstermiştir.

Önümüzdeki dönemde Birleşmiş Milletler reformu çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz.

Birleşmiş Milletler üyesi 193 ülkenin kaderi beş ülkenin insafına bırakan sistem adaletsiz bir sistem dir yeniden deforme edilmeli.

Türkiye  olarak uluslararası alanda öncülük ettiğimiz projeleri hayata geçirmek için sadece güçlü bir iradeye değil, aynı zamanda diplomaside yeni bir paradigma ya da ihtiyaç duyuyoruz.

Diplomasiye yaklaşımımızında değişmesi, dönüşmesi yaşanan tecrübeler ışığında yeniden ele alınması gerektiği kanaatindeyiz.

Diplomaside problemleri çözme kabiliyeti yanında daha çok sorunlarını önlemede gerilimlerin önüne geçmede de istifade edilmelidir. Diplomasinin birincil görevi barışı tesis değil, barışı ve istikrarı etmek olmalıdır. Sorunlar daha filizlenmeden zamanlıca müdahil olabilmektir.

Diğer türlü maliyetlerin artması, vakit ve enerji kaybının yaşanması, acıların ve zulümlerin derinleşmesi kaçınılmaz. Geçmişin birikimini asırlara salih tecrübeyi reddetmeden proaktif girişimci ve yenilikçi bir diploması anlayışını hep birlikte geliştirmemiz şarttı da budur.

Bu çerçevede forumun temasının diplomasi yeniden kurgulamak olarak belirlenmesini son derece isabetli çabalarımız da bize yol gösterecek. Maziden gelen zengin bir hazine yanında iyi ve başarılı örneklerde olduğunu biliyoruz. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Medeniyetler İttifakı, Avrupa Birliği, Afrika Birliği gibi örneklerden yararlanmanız gerektiğine inanıyorum.

Bu çerçevede forumun temasının diplomasi yeniden kurgulamak olarak belirlenmesini son derece isabetli. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Medeniyetler İttifakı Avrupa Birliği Afrika Birliği gibi örneklerden yararlanmanız gerektiğine inanıyor, Bu çerçevede forumun temasının diplomasi yeniden kurgulamak olarak belirlenmesini son derece isabetli buluyorum. Gerçekleştirilecek sunumların bizlere yeni ufuklar açacağına inanıyorum.

Bölgemize ve dünyaya dair kritik meselelerin ele alınacağı ikinci Antalya Diploması Forumu’nun diploması üzerine yeni açılımları, yeni önerilere, yeni fikirlerin yeşermesine vesile olmasını temenni ediyorum.”

 

Hibya Haber Ajansı

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı