Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabine toplantısı ardından açıklamalarda bulundu

Erdoğan’ın konuşmasından bazı satırbaşları şöyle:

“Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde PKK YPG terör örgütü mensupları tarafından gerçekleştirilen hain saldırıda şehit düşen polis memurlarımız ile Afyonkarahisar’daki trafik kazasında hayatlarını kaybeden öğrencilerimize Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Suriye’den ülkemize yönelik terör saldırılarının kaynağı mahiyetindeki kimi yerler konusunda artık tahammülümüz kalmamıştır.

Buralardan kaynaklanan tehditleri ya oralarda etkin olan güçlerle birlikte ya da kendi imkanlarımız bertaraf etmekte kararlıyız. Polislerimize yönelik son saldırı ve topraklarımızı hedef alan tacizler artık bardağı taşırmıştır.

En kısa sürede bu sorunların çözümü için gereken adımları atacağız.

Bu vesileyle bugün vefat eden İstanbul milletvekilimiz kadim dava ve yol arkadaşım İsmet Uçma’ ya da Allah’tan rahmet yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Kabine toplantısında salgındaki durumu: Hasta ve vefa sayılarından son duruma kadar tüm boyutları ile ele aldık. Türkiye bu küresel tehdide karşı en başından beri gerek sağlık altyapısındaki gücüyle gerek üretim ve tedarik süreçlerini devam ettirmesiyle dünyada en iyi kriz yönetimini sergileyen ülkelerin başında geliyor.

Salgın döneminde üretim ve ekonomide kontak kapatan ülkelerin şimdi yeniden şartları döndürmek, sistemi işletmekte ne kadar zorlandıklarını hepimiz görüyoruz.

Biz salgınla mücadelemizi üretimin ve istihdamın kesintisiz sürmesini sağlayacak bir anlayışla yürütürken maruz kaldığımız ithamları unutmadık gereken her türlü tedbiri almak hizmeti sağlamak desteği vermek suretiyle hayata geçirdik.

Bu stratejinin ne kadar doğru olduğunu dünyada yaşanan gelişmelerde bir kez daha teyit ediyoruz. Gelişmiş ülkelerin çoğunda ki sorunun mal veya ürün eksikliğinden ziyade yönetim zafiyeti neden kaynaklandığı görülüyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin getirdiği hızlı karar alma ve etkin uygulama kabiliyeti sayesinde ortaya çıkan bu başarıda emeği olan herkese tüm bakanlıklarımıza kurumlarımıza personelimize teşekkür ediyoruz.

Bu sağlık sorunlarının yanında ciddi sosyal çalkantılar ile sarsıldığı bir dönemde biz milletimizle tam bir dayanışma içinde yolumuza devam ettik. Tüm kademeleri ile eğitimde de normalleşme adımlarını attık.

Bu çerçevede Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki Teknik Eğitim Ar-Ge Merkezinde öğretmenlerimize ve personele yönelik olarak geliştirilen covid-19 hızlı antijen test kiti üretim aşamasına geldi.

3 Aralık Dünya Engelliler Gününde 750 engelli öğretmenimizin atamasının yapılacağını da bu vesileyle duymak istiyorum.

Elbette henüz her şey bitmiş salgın tümüyle sona ermiş tehdit ve tehlike ortadan kalkmış değildir. Salgın tedbirlerine riayet etmeyi bir müddet daha sürdürmemiz gerekiyor. Özellikle aşılamada hedeflediğimiz seviyelere bir an önce ulaşmak istiyoruz. Bunun için vatandaşlarımızı aşılarını bir an önce olmaya veya tamamlamaya davet ediyoruz.

Üniversite öğrencilerimizden yükseköğretim kurumlarındaki sosyal alanların kullanımında ve toplu taşımada tedbirlere azami dikkat etmelerini bekliyoruz.

Sizlerin de yakından takip ettiği gibi sürekli yeni varyantlarla yeni dalgalara yol açan karşı hep tetikte olacağız.

Sağlık sistemini ayakta tutmanın yanında tüm boyutları ile ekonomide eğitimde sosyal hayatta geldiğimiz olumlu seviyeyi korumak ve daha ileriye taşımak için  çalışacağız.

Kontrolü asla elden bırakmadan hem vatandaşlarımızın sağlığını koruyacak hem de günlük hayatın kendi mecrasında akmasını temin edecek tedbirleri uygulayacağız.

Dünyada enerji başta olmak üzere ve gıda fiyatlarında fahiş artışların yaşandığı bir dönemde çoğu ülke pahalılık yanında ciddi bir mal ve ürün kıtlığı ile karşı karşıyadır .

Türkiye ise vaktinde aldığı tedbirler ve güçlü altyapısı sayesinde bu sıkıntılara ya tamamen uzaktır ya da çok sınırlı bir şekilde maruz kalmaktadır. Fiyatlaması küresel yapılan ürünlerdeki faiz artışları içeriye sınırlı bir düzeyde yansıtarak vatandaşlarımızın yanında olduğumuzu gösteriyoruz.

Buna rağmen fiyat artışlarından dolayı sıkıntıya düşen çalışanlarımızı ve üreticilerimizin korumak için de her türlü tedbiri alıyoruz.

Kamu işçi ve memur sözleşmelerinde yaptığımız yüksek artışlar bu anlayışın bir yansıması artık daha çok üreten daha çok ihraç eden daha çok kazanan özel sektörümüzün de kendi çalışanlarını aynı şekilde koruyacak kollayacak bir anlayışı ortaya koyacağına inanıyorum.

Aynı şekilde yaşanan istisnai durumu yüksek kar hırsı ile yaptıkları fahiş fiyat artışlarının bahanesi haline getirerek milletimizin mağduriyetine yol fırsatçıları da yakından takip ediyoruz.

Her zaman olduğu gibi bugün de bizim önceliğimiz milletimizin huzurudur güvenliğidir refahıdır.

Ekonomide büyümeden ihracata istihdamdan cari fazlaya kadar aldığımız her yeni güzel haber geleceğimize daha umutla bakmamızı sağlıyor. İşte bu sabah açıklanan ağustos ayı cari işlemler hesabında 528 milyon dolar fazla verdiğimiz görünüyor.

Yine bugün açıklanan ağustos ayı işsizlik rakamlarının işgücüne katılım oranının sürekli arttığı halde istihdamdaki ciddi yükseliş sayesinde yatay bir seyir izlediği görülüyor.

Türkiye’ye siyasi konularda yapamadıkları diz çöktürme işini ekonomide gerçekleştirmek için var güçleri ile saldırıyor olsa da biz kendi potansiyelimizin ve yüzümüzün farkındayız. İnşallah ülkemizi yatırım üretim ihracat ve istihdam temelleri üzerinde cari dengemizi fazla yönünde sürekli geliştirerek büyütmeyi sürdüreceğiz.

Tüm stratejilerimizi ve imkanlarımızı bu doğrultuda sefer ettik hamdolsun adım adım neticesini almaya da başladık. Bundan sonra Türkiye ekonomik olarak her geçen gün çok daha güçlenecektir.

Salgın dünyadaki adaletsizlikleri haksızlıkları bencillikleri ve bunları örtmek için yapılan güç gösterilerinin gerisindeki zayıf siyasi sosyal yapıları da yüzüne çıkarmıştır.

Küçük bir kesimin güvenliği ve refahı için asırlardır sömürülen bölünen parçalanan birbirine kırdırılan vicdan ve ahlak dışı her türlü muameleye maruz bırakılan insanlığın kalanı artık bu çarpık sisteme itiraz ediyor.

Birleşmiş Milletler de dile getirdiğimiz dünya beşten büyüktür sözünü daha adil bir dünyanın mümkün olduğu tezi ile genişleterek insanlığın ortak duygularına tercüman oluyoruz.

İşte bu anlayışla Türkiye olarak Balkanlardan Kafkaslara Afrika’dan Güney Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada hep mazlumun mağdurun hakkın ve hakikatin yanında yer alıyoruz. Hiç şüphesiz bu onurlu ve ilkeli tavrın bir bedeli var. Milletimizle birlikte gerek bu bedeli ödemekten de kaçmadık kaçmayacağayız.

Ama aynı zamanda bugün Türkiye’nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızının gerisindeki en önemli unsurlardan biri de bu haysiyetli duruşunun sonucu : Dünyanın neresine giderse insanların bize sevgi ve umutla bakan gözlerin de bu güzel deyimin tezahürleri ile karşılaşıyoruz.

Türkiye’deki 3,6 milyon Suriyeli ve toplamda 5 milyonu bulan yabancı uyruklu sığınmacı varlığını yük olarak görenler meseleye bir de bu açıdan bakmalı. Ülkemize karşı yükselen kin nefret düşmanlık dalgalarının çoğu defa biz farkında bile olmadan kırılmasında dua ve adeleri ile zenginleşen bu tablonun çok önemli rolü olduğuna inanıyorum.

1000 yıldır vatanımız olarak bu coğrafyadaki varlığımız devam ettikçe kimi çevrelerin bizi olan husumetleri bitmeyeceği açıktır.

Ama her kökenden her renkten her inançtan her meslekten yüz milyonlarca insanın desteği ve duası arkamızda olduğu milletimizin yüreğindeki İstiklal ve İstikbal aşkı bitmediği müddetçe Allah’ın izniyle kimse bu vatanı elimizden alamaz.

Elbette sadece bu gönül bağına güvenerek sırt üstü yatmıyoruz. Her alanda ülkemizi kalkındıracak geliştirecek güçlendirecek politikalarla yatırımlarla eserlerle hizmetlerle hedeflerimize doğru da kararlı bir şekilde Türkiye’nin Cumhuriyet dönemindeki en iddialı demokrasi ve kalkınma projesinin 2023 vizyonumuz olduğuna inanıyorum.

Hedefimizin çoğuna ulaştığımız ve menzili nerede yaklaştığımız 2023 vizyonumuzu yeni ve daha büyük adımlarla takvim ettiğimiz bir döneme girdik.

2053 vizyonumuz ve bu adımların en yakın en önemli projesi her ne kadar uzak bir tarih gibi görünse de  devlet ve millet hayatı bakımından önümüzdeki 30 yıllık sürenin kısa bir dönemi ifade ettiğini biliyoruz.

2023 projelerimizin eksiklerini tamamlarken diğer yandan gençlerimize emanet edeceğimiz 2053 vizyonumuz için somut hedeflerimizi de yavaş yavaş oluşturmaya başladık.

Bunlardan ilki bir süre önce ilan ettiğimiz yeşil kalkınma devrimidir. Sanayi devrimi ile başlayan bilgi ve teknoloji devrimi ile zirveye ulaşan dönemde bugün gelişmiş diye tabir edilen ülkeler insanlığın ortak mirası olan çevreyi ve tabii kaynakları gerçekten çok hoyratça tüketmiştir.

Dünya bugün insanlık tarihindeki büyük kırılmaların en önemli sebepleri arasında yer alan ve öncekilerden farklı olarak bu defa kendi eli ile başlattığı yeni bir iklim değişikliği gerçeği ile karşı karşıyadır. Salgın döneminde üretimde ve insan hareketliliğinde yaşanan kısmı yavaşlamanın bile dünyamızı tabiat dengeleri açısından ne kadar rahatlattığını uzaydan çekilen çekimler gösteriyor.

Ama bu geçici duraklama iklim değişikliği sorununa çözüm olmaktan çok uzaktır.

Bir süredir dünya devletleri bir araya gelerek iklim değişikliğinin ağır sonuçlarını en azından hafifletmeye yönelik çözüm yolları arıyor Paris iklim Anlaşması bu arayışların ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Her ne kadar sorunun sebebi olan gelişmiş ülkeler bu doğrultuda atılacak adımların bedelini karşılamada adil sorumluluk üstlenmese de iklim değişikliği herkesi ilgilendiriyor.

Türkiye olarak acil yük paylaşımı konusundaki itirazlarımızı saklı tutarak Paris iklim Anlaşmasını meclisimizin onayı ile birlikte yürürlüğe koyduk.

Önümüzdeki haftalarda İtalya’da yapılacak G20 toplantısında ve İskoçya da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinde ülkemizin bu konudaki yaklaşımlarını tüm taraflarla paylaşacağız.

Önümüzdeki dönem için Yeşil Kalkınma Devrimini tüm çalışmalarımızın merkezine yerleştirerek insanlığın önündeki bu önemli krizin çözümünde öncü ve etkin bir rol üstlenmekte kararlıyız.

Biz bugüne kadar milletimizin gönlünde karşılığı olmayan hiçbir siyaseti yapmadık. Hiçbir uygulamayı hayata geçirmedik Yeşil Kalkınma Devrimini de aynı samimiyetle milletimizin takdirine sunuyoruz.

Siyasi partilerden özel sektöre ve sivil toplum kuruluşlarına kadar her kesimden sürecin ülkemize külfetleri yeni asgari düzeyde tutacak fırsatlarını azami düzeyde değerlendirecek bir yaklaşımla yürüteceğiz. Bu tarihi projeye destek vermelerini bekliyoruz.

Bu meselenin bırakınız siyaset bırakınız Türkiye’yi tüm insanlığın ortak meselesi olduğu anlayışıyla herkesin samimi ve yapıcı bir şekilde bu sürecin içinde yer almasını temenni ediyoruz.

Cumhuriyet döneminin geçtiğimiz 19 yılda gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma devriminden sonraki bu en önemli atılımının şimdiden ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu vesileyle iklim değişikliği ve göç konusunda hayata geçirme kararlaştırdığımız yeni yapısal düzenlemelerin müjdesini de milletimiz de paylaşmak istiyorum.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın ismini Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştiriyoruz.

Bünyesinde bir de iklim değişikliği ve uyum koordinasyon kurulu oluşturuyoruz bu bakanlığımıza bağlı olarak altında ilgili tüm birimlerin yer alacağı bir iklim değişikliği başkanlığı kuruyoruz.

Konu ile yakın ilişkisi sebebiyle halen Tarım ve Orman Bakanlığımıza bağlı olan Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğünü de Çevre şehircilik ve İklim değişikliği Bakanlığı’na bağlıyoruz.

Bu kurumlarımızın ve Orman Bakanlığı ile ilgili sorumluluklarını da yerine getirmeyi sürdürecektir. Bir diğer kurumsal reformu da göç konusunda yapıyoruz.

İçişleri Bakanlığımıza bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün statüsünü yükselterek Göç İdaresi Başkanlığı haline dönüştürüyoruz.

Böylece ülkemizin göç konusunda çok daha kapsamlı etkin ve hızlı hareket edebilmesini sağlayacak kurumsal kapasite oluşturmayı hedefliyoruz.

Türkiye’nin sanayi devrimini kaçırmasının bilgi ve teknoloji devriminin gerisinde kalmasının sebebi milletimizin kabiliyetsizlik veya ülkemizin yetersizliği değildir. Türkiye çeşitli dönemlerde farklı siyasi sosyal ekonomik araçlar kullanılarak özellikle bu süreçlerin dışına itilmiştir.

Tek parti faşizmi bu araçlardan darbeler ve vesayet bu araçlardan biridir. Bu araçlardan biridir kimi zaman sağ sol kimi zaman Alevi-Sünni kimi zaman  Dindar kisvesi altında kutuplaşmalar bu araçlardan yaşadığımız her siyasi darbeyi ekonomik kayıpları da getirmiştir. Bu gerçeği sayısız örneği ile görmek mümkündür.

Hükümetlerimiz döneminde başlattığımız büyük demokrasi ve kalkınma devrimlerinin önünü kesmek etkisini azaltmak mümkünse takvimleri geriye sarmak için de bu oyunlar oynanmaya devam edilmiştir.

Hatırlayın 2007 yılında ortada hukuki ve siyasi hiçbir sebep yokken ülkemizin önüne suni bir rejim tartışması Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi çıkarttılar. Ardından Gezi Olayları ile başlayıp 15 Temmuz Darbesini de içine alacak şekilde kesintisiz süren bir başka süreç.

Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin yeni kalmışlığını ortadan kaldıracak yatırımları yaptığımız hak ve özgürlük sınırlarını genişlettiğimiz bir dönemde çukur eylemleri ile bölücü terörü tekrar ortakçılar ülkemizin içinde yaşanan her sıkıntının dışarıdan planlanan ve beslenen bir boyutu da mevcuttur.

Öncelikle güvenlik stratejilerimizi değiştirdik. Terör örgütleri ile sınırlarımız içinde yüzleşmek yerine tehditleri kaynağında tespit ve imha edecek yeni bir stratejiye geçtik. Bunun için milli birlik ve beraberliğimizi takvim ederek hem askeri ve polis gücümüzü hem diplomatik gücümüzü kullandık.

Terör ve beraberinde terörizmle  mücadele yaptığımız yatırımlar ve getirdiğimiz hizmetlerle ülkemizin 81 vilayeti ile birlikte terör hadiselerinin yaşandığı şehirlerimizi de hızla kadınıyla genciyle çocuğuyla sesiyle işvereni ile esnafıyla her kesimden insanımızın sorunlarını çözecek talep ve beklentilerine cevap verecek imkanlar sağladık.

Askeriye gücümüzü savunma sanayimizi geliştirelim korumak ve sınır ötesi harekatlarımızı yapmak için ihtiyaç duyduğumuz silah ve mühimmatı kendimiz üretmek suretiyle dışa bağımlılıktan kurtardık.

Türkiye’yi istisnasız her köşesinde milletimizin istisnasız her ferdinin aynı demokratik ve ekonomik imkanlara sahip olduğu müreffeh bir yer haline getirdik.

Turizm’den çarşı pazara kadar günlük hayatın her anında bu tabloya şahit olmak mümkündür.

İnşallah bu güzel tabloyu daha da geliştirerek sürdüreceğiz hamdolsun terör örgütünün yurtiçindeki insan ve finans kaynaklarını bitirme noktasına geldik.

Artık çocukları dağa giden anne babaların yürek sızısı yerine çocuklarına kavuşan Diyarbakır Annelerinin sevinçlerini paylaşıyoruz.

Diğer yandan terörün en büyük kaynağı olan uyuşturucu ile mücadeleyi de tarihimizin en ileri seviyesine getirdik.

Amerika’nın Afganistan’ı işgali sonrasında bu bölgede 20 kat artan Afyon ekimi ve uyuşturucu üretiminin Avrupa’ya naklinden en büyük lojistik kaynağı PKK terör örgütü aynı şekilde Avrupa’daki gelişmiş laboratuvarlarda üretilen sentetik uyuşturucuların Orta Doğu bölgesine naklinin lojistiğini de PKK mensupları yürütmektedir.

Tabii bu arada bizim gençlerimizi zehirleyen uyuşturucunun kaynağı da önemli ölçüde bu sınırlarımızı sıkı sıkıya kontrol altına alarak uyuşturucu suçlarına verdiğimiz cezaları artırarak bu trafiğe çok ciddi darbelerle öyle ki ülkemizde uyuşturucu bağlantılı ölümleri son 5 yılda neredeyse üçte bir seviyesine düşürdük.

Bugün cezaevlerinde yatan mahkumların aşağı yukarı üçte biri uyuşturucu suçundandır. Ülkemizdeki terör örgütlerini nasıl insan ve finans kaynaklarını çökerttiysek etkisiz hale getirdiysek sınırlarımız boyunca kurulmaya çalışılan terör koridoruna koridorlarında da aynısını yapacağız.

Son dönemde yönetiminde de yeni stratejileri ve uygulamaları devreye alıyoruz. Türkiye her dönemde olduğu gibi geçtiğimiz 10 yıldır da son derece onurlu ve ahlaklı bir şekilde hayata geçirdiği insani güvenlik anlayışıyla sınırlarına gelen tüm mazlumlara ve mağdurlara kucak açmıştır.

Ancak dünyada ve bölgemizde yaşanan gelişmeler artık bu tabloyu aynı esneklikte devam ettirebilmemize imkan sağlamamaktadır.

Nitekim son 5 yılda 2 milyon 350 bin kişiyi ülkemize giriş yapmadan sınırda engelledi.

Sınırlarımız içinde yakaladığımız düzensiz göçmen sayısı da 1 milyon 300 bini geçti bunların bir kısmı kendiliğinden geri dönerken 286 binide biz sınırdışı ettik.

Tabii bu göçmenlerin neredeyse tamamına yakınının hedefinin Türkiye’de kalmak değil Avrupa’ya hatta belki oradan da başka yerlere geçmek olduğunun altını çizmemiz gerekir.

Türkiye yürüttüğü bu etkili ve kapsamlı sınır güvenliği ve göç politikası ile Avrupa’nın özellikle üstesinden gelemeyeceği bir göçmen akınına uğramasının önüne geçmiştir.

Ama artık bizim bu yükü tek başımıza yüklenmemiz mümkün değildir.

Meselenin her ne kadar verilen sözler tam manası ile yerine getirilmemiş olsa da sadece maddi külfet paylaşımıyla çözülemeyecek bir boyuta ulaştığını herkes görmeli ve kabul etmelidir.

Avrupa başta olmak üzere göçmenlerin hedefi durumundaki ülkelerden daha fazla daha gerçekçi daha samimi sorumluluk üstlenmelerini bekliyoruz.

Biz sınırlarımız içindeki mevcut göçmen meselesinin bir kısmının güvenli ve gönüllü olarak geri dönmelerini sağlamak bir kısmının sosyal ve ekonomik programlarla ülkemize entegre etmek sureti ile çözeriz.

Bu çerçevede uyum stratejilerimiz belirledik ve gereken adımları atmaya başladık. Gerisi sığınmacıların hedefi olan yerlerin sorunudur. Kaynaklık eden ülkelerden göçün hedefi olan ülkelere kadar tüm tarafları kucaklayan bir projedir.

Türkiye’nin bu doğrultuda her adıma destek olacağından katkı sağlayacağından kimsenin şüphesi olmasın.”
Hibya Haber Ajansı

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı