Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu

Erdoğan’ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

“İzmirli kardeşlerimize vereceğimiz bir müjde ile başlamak istiyorum. Bilindiği gibi geçtiğimiz yılın 30 Ekim’inde İzmir’de acı bir deprem yaşadık. Bu depremde 117 vatandaşımızı yıkıntılar altında kaybettik. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allahtan rahmet diliyorum.

Depremin ilk anından itibaren hükümet olarak tüm imkanlarımızla vatandaşlarımızın imdadına koştuk.

İzmir tarihinin en büyük kentsel dönüşüm deprem dönüşüm çalışmalarını yürütüp hazırlıkları hızla tamamlayarak yıkılan evlerin yerine vatandaşlarımıza sıcak birer yuva olacak konuların temellerini 22 Şubat’ta attık.

26 Kasım’da yani önümüzdeki cuma günü vatandaşlarımıza bizzat teslim edeceğiz. Geri kalan 795 konut ve 157 dükkanı da en kısa sürede tamamlayacağız.

Bayraklı ‘da 3 milyon 800 bin metrekare büyüklüğündeki rezerv alanda depremzedeler için yatırım değeri bir buçuk milyar lira olan 3649 konut ve 51 dükkan yapıyoruz. Bu alanın ilk etabında inşa edilen 397 konutumuzu İnşallah yılbaşında tamamlayacak ve İzmirli vatandaşlarımıza teslim edeceğiz.

Bugünkü Kabine toplantımızda hak sahibi vatandaşlarımızın yapacakları ödemelerle ilgili kararımızı da verdik.

Buna göre  İzmir’de inşa ettiğimiz konuklarımızı ilk 24 ayı ödemesiz 216 ayı ödemeli olmak üzere 20 yıla yayılan bir vade ile vatandaşlarımıza takdim edeceğiz.

Vatandaşlarımızı 2 artı 1 konutları 160 bin lira ile 180 bin lira 3 artı 1 konutları 220 bin lira ile 260 bin lira arasında maliyetinin çok altında fiyatlarla ev sahibi yapıyoruz.

19 yıl boyunca verdiğimiz tüm sözleri tuttuysak hamdolsun İzmir’de de bir sözümüzü daha yerine getirmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Bu hizmetlerin kazandırılmasında emeği geçen TOKİ ve AFAD başta olmak üzere tüm kurumlarımız ile mühendisinden işçisine herkesi tebrik ediyorum.

Türkiye geçtiğimiz 19 yılda demokraside ve kalkınma da çok büyük bir değişim yaşamıştır. Bu değişimin etkilerini insanlarımızın günlük hayatlarından ülkemizin uluslararası alandaki konumuna kadar her yerde görmek mümkündür. Milletimizin hak ve özgürlükleri ile refahı konusunda yaşanan hiçbir gelişme kolay alınmamıştır her adımın gerisinde verilen büyük bir mücadele ve yapılan fedakarlıklar vardır.

Çok partili siyasi hayata geçişimizden sonra milli iradenin üstünlüğünü tanımak yerine tek parti faşizminden beslenen vesayeti güçlendirmek isteyenler hep olmuştur.

Kimi zaman siyasi ve ekonomik krizlerle kimi zaman darbelerle milletimizin sırtına ağır maliyetler bindiren bu sistemin ekonomik boyutu da vardı.

Yıllarca dünya ortalamalarının çok üzerinde oranlarla borçlanan borçlanmak zorunda bırakılan bir ülke olduk.

Bu yüksek maliyetin karşılığını da yatırıma üretime istihdama kavuşarak değil kendi siyasi ve güvenlik politikalarımızı izlemeye kalktığımızda şantaja maruz kalarak hiçbir hükümetin bu şantajı durdurabilecek gücü olamadığı için ülkemiz siyasi istikrarsızlıklara mahkum edildi.

Son 19 yıldaki güçlü siyasi irade bilhassa da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sayesinde bu mücadeleyi verebilecektir.

Ülkemizde kurdaki hareketlerinde etkisi ile yükselen enflasyonla veya fiyat artışı ile sonuçlanan ekonomik sıkıntılar elbette var. Ama öncelikle sorunun adını doğru koymamız gerekir. Fiyatlardaki düzenli artışı ifade eden enflasyonun olduğu yerde yatırım olmayacağı üretimin azalacağı istihdamın düşeceği için dengeler bozulur. Sadece kurdaki yükselişe bağlı olarak tüm ürünlerde ortaya çıkan fiyat artışı ise yatırımı üretimi ve istihdamı doğrudan etkilemez.

Kurdaki rekabet gücü yatırımda istihdam artışına yol açar ülkemizde yaşanan tam budur.

Dünyaya baktığımızda ülkelerin enflasyonu yenmek için farklı politikaların izlediğini görüyoruz. Kimi bu noktada faiz artırmış kimi döviz çıpasını kullanmıştır.

ABD’nin avantajı ise paralarının rezerv para olmasıdır. Bir süredir yaşanan ve salgın süreci ile hızlanan gelişmeler ekonomik işleyişin klasik iktisat teorileri ile açıklanamayacak yeni bir seviyeye işaret etmektedir.

1929 ve 2008 büyük krizlerini yaşayan küresel ekonomi yeni sınamalar karşısında ciddi bir bocalama içindedir.

Düşük faiz ve ucuz dolar çılgınlığının Amerika başta olmak üzere gelişmiş ülkeler ekonomisindeki sonucu 2008 krizi ile ortaya çıkardı.

Salgın sürecinde izlenen politikalar ile birlikte 2008 öncesi 750 milyar dolar olan bilanço büyüklüğü bugün bir buçuk trilyon dolara ulaştı.

Gelişmiş ülkelerin parasal genişleme ve negatif faiz uygulamaları ise küresel ekonominin işleyişini daha da bozdu.

Araştırmalar Amerika’da şirketlerin yüzde 17’sinin aldıkları kredilerin bırakın ana parasını faizini bile ödeyemeyecek durumda olduklarını gösteriyor.

Teknoloji şirketlerinin değerindeki aşırı yükselişinde gerçek ekonomi ile ilgisinin olmadığı geçmişten beri yaşanan tecrübelerle zaten biliniyor aynı şekilde borsalarındaki şişkinlik fazla paranın kendisine gidecek yer bulamaması bundan kaynaklanıyor.

Fazla paranın yol açtığı bir başka sorun da gelişmiş ülke ekonomilerinin ciddi enflasyon rakamları ile karşı karşıya kalması üretici fiyatları enflasyonu Amerika’da yüzde 9’u dur.

Almanya’da yüzde 18,9 tipinde yüzde on üç buçuk Avrupa Birliği ortalamasında da yüzde 16,2 ‘ye göre alınan tedbirlerle bu üretici enflasyonu rakamlarının tüketici enflasyonuna kısmen daha düşük seviyelerde yansımış olması küresel ekonominin önündeki hayati sorunları ortadan kaldırma gelişmiş ülkelerin küresel ekonominin mevcut işleyişinde radikal değişiklikler olmadığı sürece artırımına gitmeleri veya parasal daralmaya yönelmeleri zor gözüküyor.

Avrupa Birliği tarafında da parasal genişlemeye devam etme ve faiz artırımından uzak durmaya yaklaşımı hakimdir.

Çin’inse finansal genişleme politikasıyla parasının değerini düşük tutmayı sürdüreceği anlaşılıyor.

Aziz milletim karşımızdaki bu tablo bizi bir tercihe zorlamıştır. Ya ülkemizde eskiden beri hakim olan anlayışı sürdürerek yatırımdan, üretimden, büyümeden, istihdamdan vs geçecektik ya da kendi önceliklerimize göre yolumuza devam ederek tarihi bir mücadeleyi göze alacak her zamanki gibi biz mücadeleyi tercih ettik. Türkiye belki de tarihinde ilk defa kendi ihtiyaçlarına ve gerçeklerine uygun bir ekonomi politikası izleme fırsatı elde etmiştir.

Geçmişten beri her alanda olduğu gibi finansal kriz yönetimlerinde de çok büyük birikim ve tecrübe sahibi bir ülke olarak dünyanın içinden geçtiği şu kritik dönemin önümüze açtığı fırsatları değerlendirmek  ülkemizi eskiden hep yaptıkları gibi denklemin dışına itmek isteyenlerin kur faiz ve fiyat artışları üzerinden oynadıkları oyunu görüyor kendi oyun planımızda devam etme irademizi ortaya koyuyoruz.

Biz aynı oyunu vesayetle mücadelemizde gördük, sabrettik ve başardık. Biz aynı oyunu terör örgütleri ile mücadelemizde gördük.

Aynı oyunu darbe girişimlerinde gördük. Milletimizle birlikte direndik ve başardık. Biz aynı oyunu uluslararası nice hadisede nice platformda gördüm. Güçlü bir duruş sergileyerek girdiğimiz her mücadeleden alnımızın akıyla ülkemizi bunca tuzaktan çıkarttık.

Bu ekonomik Kurtuluş Savaşı’ndan da zaferle çıkartacak ülkemizde önceliğimiz olan istihdamı artırmanın yolunun yatırımdan, üretimden, ihracattan, büyümeden geçtiği konusunda hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Türkiye’nin yaklaşık 200 yıldır uzak tutulmaya başlattığı her kalkınma hamlesinin önünün darbe ile vesayetle krizle kesilerek Dünya Bankası ve Mandacı iktisatçıları  tarafından aksi istikamette yönlendirilmeye çalışıldığı gerçek. Biz geçmişte uzunca bir süre denenmiş ama bir türlü sonuç alınamamış yüksek faiz düşük kur kısır döngüsü yerine yatırım üretim istihdam ve ihracat büyüme odaklı ekonomi politikamızda ülkemiz ve milletimiz için en doğru olanı yapmakta kararlı tutulmasını bunun için memnuniyetle karşılıyoruz.

Piyasadaki hareketlerini bunun için takipte özellikle kararlıyım. Yatırımı üretimi ve ihracatı bunun için teşvik ediyor istihdamı bunun için gözümüz gibi koruyoruz. Büyümeyi bunun için önemsiyor felaket tellallarının görüntülerini bunun için dikkate almıyoruz.

Mandacı iktisatçıların reçetelerine bunun için itibar etmiyor tüm bunlarla beraber kurdaki yükselişi bahane ederek hiçbir mantıklı izahı olmayan fahiş fiyat artışları yapan fırsatçıları da duracağız hepsinin de tepesine tepesine bineceğim.

Bu politika ile biz ne yaptığımızı ne için yaptığımızı nasıl yaptığımızı hangi risklerle karşı karşıya bulunduğumuzu sonunda ne elde edeceğimizi gayet iyi biliyoruz.

Üstelik bu politikayı öyle bir anda da hayata geçirmiş değiliz. Bugüne kadar attığımız her adımın inşa ettiğimiz her eser ve hizmetin kurduğumuz her altyapının gerisindeki gayelerinden biri de işte bugünlere hazırlık yapmaktadır.

Çin  ile Avrupa arasındaki en büyük ve en kabiliyeti imalat sanayini kurduk üniversiteleri araştırma geliştirme kuruluşlarını ülke geneline yayarak orta ve yüksek teknolojiye dayalı atılımlarımız için insan kaynağı çeşitliliğine inşa ettiğimiz yollar köprüler tüneller havalimanları demiryolları limanlar ile Pekin’den Londra’ya kadar tüm bu bölgede uzanan bölgenin en güçlü lojistik altyapısı ülkemize aittir.

Afrika’dan Güney Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanına yayarak şehirlerimizin tamamının ve on binlerce yeni şirketimizin bu alana girmesini sağladık.

SWAP işlemlerini yakından izlemek suretiyle küresel para cambazları ile işbirliği yaparak kendi ülkelerini soymayı alışkanlık haline getirenlerin önünü kestik.

Ülkemizde geçmişten farklı olarak bireylerin döviz borcu değil bankalarda ve yastık altında ciddi bir döviz varlığına sahiptir.

İthalat işi olanlar dışında kayda değer düzeyde döviz borcu olan şirketimiz de yoktur. Bankalarımızın açık pozisyonları oldukça azdır.

Dünyanın bizden örnek aldığı yap-işlet-devret modeli sayesinde devam eden büyük projelerimizde kamu finansmanına yükseltimi sektörün gayretli çalışması sayesinde turizm gelirlerimiz hızla artıyor.

Suriye Libya Kafkasya gibi istikrarsızlık bölgelerindeki başarılı kriz yönetimi siyasi ve insani hareket alanımızı genişletiyoruz.

Karadeniz’de bulduğumuz doğalgaz en önemli giderimiz olan enerji sorunumuzun çözümü konusundaki umutlarımızı güçlendirdi.

Bu yılın 3. çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre 2 milyon 288 kişi artan istihdam ile son aylarda fazla vermeye başlayan cari denge attığımız adımların amacımıza uygun sonuçlar doğurduğuna işaret ediyor.

Hep söylüyorum faiz sebeptir. Bu tespitimiz ülkemizin bugüne kadar yaşadıklarından çıkardığımız derslere dayanmaktadır. Ekonomi politikalarının bir aracı olan faizin seviyesini belirleyecek olan ülkenin ihtiyaçları enflasyonun sadece parasal daralma ile düşünebileceği teorisinin kapalı ekonomiler dışında hiçbir karşılığının  bulunmadığını gördük.

Ülkemizi mandacı iktisatçıların arzuladığı şekilde küçültecek zayıflatacak insanlarımızı işsize yoksulluğa mahkum edecek politikaları yeni de değil uzunca bir süredir ortaya koyuyor.

Sorunlarımızı kendi çözümlerimizle açacak adımları atıyoruz. Yeni küresel sisteme ülkemizin sahip olduğu güçlü altyapı böyle bir mücadele için bize geçmişte hiç olmadığı kadar uygun bir zemin sunmaktadır.

Finans çevrelerinin ülkemizi bunca zamandır ekonomik boyunduruk altında tutanların ve onların içerideki tetikçilerinin şimşeklerini üzerimize çektiğimizin de elbette farkındayız ama ülkemizin ve milletimizin ekonomik kurtuluşu için böyle davranmamız bu mücadeleyi vermemiz gerekiyor.

Biz de işte bunu yapıyoruz yapmaya da devam edeceğiz. İnşallah önümüzdeki aylardan itibaren bu politikanın insanlarımızın günlük hayatlarındaki olumlu yansımalarını görmeye başlayacağız.

Salgında yeni dalgalar ve yeni bilinmezliklerle dünyadaki etkisini sürdürüyor. Türkiye olarak hamdolsun sağlık hizmetlerinden aşıya kadar her konuda salgınla mücadelede oldukça iyi bir yerdeyiz. Okullarımızda eğitim öğretim sürüyor iş yerlerimiz çalışıyor insanlarımız günlük hayatlarını herhangi bir sınırlamaya tabi tutmadan sürdürüyor.

Sahip olduğumuz bu imkanları kullanmaya devam edebilmemiz için tedbiri elden bırakılmaması gerekiyor. Avrupa’da kısmı kapatmaların gündeme geldiği bir dönemde bizim sadece biraz daha dikkatli olmaya biraz daha özenli davranmaya ihtiyacımız vardır. Aşı olmayanların veya aşısı eksik olanların sağlık kuruluşlarımıza başvurmaları tavsiyemizi tekrar hatırlatıyoruz.

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada salgınla mücadelede dünyanın önünde giderek ülkemizi bu musibetin sıkıntılı sonuçlarından koruyacağımıza inanıyorum. Bilindiği gibi okullarımızda eğitim öğretim bir haftalık ara tatilin ardından bugün tekrar başladı ara tatil döneminde 1170 okulumuzu öğrencilerimize hizmet verecek yeni kütüphanelerine kavuşturduk.

Milli Eğitim Bakanlığımız ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız yıl sonuna kadar Mesleki Eğitim Merkezi olmayan Organize Sanayi Bölgesi bırakmamaya yönelik yoğun bir çalışma içinde.

Bu merkezlerde 6-8 ay gibi kısa süreli tamamlama programları ile acil insan kaynağı ihtiyacımızı karşılamayı planlıyoruz.

Attığımız bu adımların özellikle genç işsizliğin azaltılmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Bu yıl yağışın bol ve bereketli olduğu bir mevsim geçirerek önümüzdeki yıl çiftçimizin üretim ve gelir seviyesini daha da yukarıya çıkarmayı ümit ediyoruz.

Tarımda dünyanın 206 ülke ve bölgesine 2000’in üzerinde ürün gönderen ilk 9 ayında 17 buçuk milyar dolar gelir elde eden ülkeyiz.

Ülkemizin tarımsal hasılasını dünyadaki 10. sıradaki yerini daha da ileriye taşımak için çalışıyoruz.

Kamu işçileri ve memurlarının ücretlerindeki artışlarla başlattığımız çalışanlarımızı fiyat artışlarına karşı koruma politikamızı asgari ücretlerde sürdüreceğiz. Kapsamını ve miktarını oldukça yükselttiğimiz sosyal yardımlarımızın yelpazesini hiçbir ihtiyaç sahibi vatandaşımızı dışarıda bırakmayacak şekilde genişletiyoruz.

Sporcularımızın uluslararası müsabakalarda gösterdikleri başarılar milletimizi hepimizi gururlandırıyor. Kalıcı olması için altyapıdan eğitim ve teşvik programlarına kadar her alanda çok önemli faaliyetler yürütüyoruz.

Ulaştırma başta olmak üzere inşası süren büyük altyapı projelerimizi bir an önce milletimizin hizmetine sunmak için yağmur çamur demeden çalışıyoruz.

Sadece son dönemde ülkemize kazandırdığımız kültür sanat yatırımları nesiller boyunca gençlerimiz başta olmak üzere tüm vatandaşlarımıza hizmet verecek abide-i eserlerdir.

Yeni inşa edilen fabrikalarla organize sanayi bölgelerimizin her biri harıl harıl çalışan üretim merkezlerine dönüşmüştür.

Üretimdeki her bir istihdamın lojistik ve diğer hizmet sektörlerinde dörde beşe kadar çıkan ilave istihdama yol açtığı gerçeğinin ışığında ülkemizi büyütmek güçlendirmek kalkındırmak için gece gündüz mücadeleye devam ediyoruz.”
Hibya Haber Ajansı

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı