Gündem

Türk askerinin Ertuğrul Koyu’ndaki kahramanlığı

MEHMET BAYER – 23.04.2022- HİBYA – Türk askerleri, Çanakkale Kara Savaşları’nın güney cephesi olarak adlandırılan Ertuğrul Koyu ve Seddülbahir bölgesinde de İngiliz ve Fransızların yaptığı çıkarmalara karşı kahramanca direndi.

İtilaf Devletleri’nin kuvvetleri, 18 Mart’taki deniz savaşları yenilgisinin ardından, 25 Nisan’da Gelibolu Yarımadası’na karadan asker çıkardı. Anzak Koyu bölgesinin yanı sıra, Ertuğrul Koyu ve Seddülbahir bölgesine çıkan İngiliz ve Fransız kuvvetleri, karşılarında vatan sevdalısı Türk askerinin inançlı direnişini buldu.

Kahraman Mehmetçiğin zor şartlar altındaki mücadelesini, Seddülbahir bölgesinde görev yapan Binbaşı Mahmut Bey bizzat kaleme aldı.

HİBYA muhabirinin Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhan Sayılır’ın ”Mahmut Sabri Bey ve Seddülbahir savunmasının ilk 3 günü” adlı makalesinden derlediği bilgilere göre Mahmut Sabri Bey, Şam’da 1874’te Yahya Efendi’nin oğlu olarak dünyaya geldi. 14 Mayıs 1892’de girdiği harp okulundan 14 Mart 1895’te teğmen (mülazım-ı sani) olarak mezun oldu ve 5. Ordu açığına tayin edildi. Temmuz 1914’te birliğiyle Gelibolu Yarımadası’ndaki Seddülbahir sahillerinin gözetlenmesi ve savunulması göreviyle bu bölgeye sevk edildi. 

25 Nisan 1915’te İtilaf Devletleri, Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya başladı. Binbaşı Mahmut Bey’in sorumluluk bölgesindeki 3 noktaya yapılan çıkarma harekatına şiddetli şekilde karşı konuldu. Özellikle Ertuğrul Koyu’ndaki Türk direnişi sayesinde İtilaf Devletleri’nin yarımada içlerinde ilerleyişi yaklaşık 32 saat geciktirildi.


Düşmanın ilk bombardımanı ve Türk askerinin metaneti 

Mahmut Sabri Bey’in hatıratı 25 Nisan 1915 günü yaşananlarla başladı.
 
25 Nisan 1915’te sabah 04.30 sıralarında dehşetli patlamalar üzerine ‘ihtiyat bölükleri silah başına diyerek’ düdük çalındı ve bölükler silahlarını alarak toplanma yerine koştu. Düşmanın bombardımanından bir fikir edinmek üzere sahili görmek için Harapkale Tepesi’ne gidildi. Düşmanın gemi toplarının büyük kısmı, sahilde bulunan avcı hendeklerini dövmekte olduğundan, yükselen siyah mavimsi ve yeşilimsi dumanla sahil kaplıydı. 

Bu dumanlardan dolayı bir şey görülemiyordu. Mıntıka, donanmanın açtığı ateşle nispet kabul etmez derecede dar bir alandı. Birçok mermi yan yana düşüyor, birçok şarapnel birbiri ardı sıra patlıyordu. Ateş, güneyden ve batıdan makasvari geliyordu. Sonra kuzeybatıdan da gelmeye başladı. O sırada 3,76 cm’lik 2 top tahrip edildiği gibi, birçok avcı ve irtibat hendeği dümdüz oldu. Hayatı korumak için kazılan avcı hendeklerinin bir kısmı mezar vazifesini gördü. 

Aynı zamanda yürümeye kadir olan yaralılar sargı mahallerine gelmeye başladı. Askerlerin seferberlik müddetince gördükleri talim ve terbiyenin okudukları derslerin tesirinden olmalı ki sargı mahalline gelenler, ”Ah vazife görmeden yaralandım, cephanemi manga arkadaşlarıma verdim. İşte silahım. Kime teslim edeceğim” diyerek sargı sırasını bekliyordu. Düşmanın ara sıra attığı mermilerin infilakıyla dağılan misket hiç görülmemiş ve askeri kitaplarda henüz yazılmamıştı. Misketin tanesi yuvarlak olarak yumurta büyüklüğündeydi.


 

Denizin mavi rengi değişti

Düşmanın, Tekke Koyu’na kayıklarla askerlerini sevk ettiği gibi Ertuğrul Koyu’na da büyük bir nakliye gemisi sokarak yüzdürdüğü iki büyük dubayı sahile dayayarak asker çıkarmaya başladığı ve Seddülbahir iskele civarına diğer nakliye gemileri ve kayıklarla asker taşıdığı görüldü. Bu sırada bizim kahraman askerlerimiz şiddetli ateşe, başlamış bulunuyordu. Sahil deniz suyu senelerden beri rengini muhafaza etmişken avcı hendeklerinden tüfeğini uzatan millet fedailerinin kurşunlarıyla düşman cesetlerinden boşalan kan suyun rengini geçici bir zaman için değiştirdi. 

Tüfeklerin alevi göründüğü yerlere gerek top mermileri gerek makineli tüfek mermileri sürekli düşüyordu ve bu ateşe rağmen avcı siperlerinin hepsinden şiddetli ateş geliyordu. Can kurtarmak maksadıyla düşmanın kayıklarından suya atıldığı ve kendisini kurtarmak çaresini bulmak için beyhude çabaladıkları görülüyordu. Her ne kadar düşmanın kayıkları gemilerdeki kumandanlar tarafından verilen flama işaretleriyle kayıkların açılıp, burunların arkasına geçmeye gayret ediliyorsa da gene kurtulmaları mümkün olmuyordu. 

Ertuğrul Koyu sahili bir an içinde balık istifi gibi düşman cesetleriyle doldu. Seddülbahir iskelesinde 5 kayık asker tamamen batırıldı. Tekke Koyu, ateşin şiddetinden görünmüyordu. Düşman çıkarmayı durdurmak zorunda kaldı. Saat 06.00’yı geçmişti. Düşman donanması, avcı hendeklerine tekrar ateş açmış ve ortalığı dumanla boğmuştu. Tekrar kayıklarını doldurarak sahile askerlerini sevk ettiyse de bu girişim de başarısızlığa uğradı. Düşman askeri o derece korktu ve yıldı ki Ertuğrul Koyu’na giren büyük nakliye gemisinden inmekten çekindikleri fark ediliyordu. Komutanlarla subaylar kılıçlarını çekmiş bir halde askerleri merdivenlere sevk ediyorlardı. Görünen bu komutan ve subaylar da Türk kurşunundan kurtulamadı. 

Askerin 1 fişeği boşa gitmiyordu

Askerimizin bir tek fişeği boşuna gitmiyordu. Hatta çok defa oldu ki bir fişekle bir kaç düşman vuruldu. Düşman çıkarmanın neye mal olduğunu ve Türk ordusundaki cesaret ve kahramanlığın ne derece yüksek olduğunu anladı. Ne çare ki düşman top ateşinin verdiği kayıp, savunma kuvvetimizi azaltıyordu. Özellikle taburun sağ yan kısmı çok zayıflamıştı. Tabur cephesindeki çok üstün düşmanla meşgulken 2 kilometre kadar kuzeyinde karaya çıkmaya muvaffak olan bir düşman kolunun, taburun sağ kanadını kuşatmaya başladığı haberi geldi. Bu istikamete gönderilen keşif kolundan bir haber alınamadı. Saat 06.30’u geçmişti. Tekke Koyu mıntıkasından bir er gelerek düşmanın sağ gerimizden çokça geldiğini ve buradaki bölüğümüz siperlerinden geriye çıkarak düşmana karşı yeni bir mevzi tutmuşsa da sağ cenah takımının yarısının siperlerde kaldığı bilgisini getirdi. O zaman 9. bölük de o tarafa hücum etti. 

 

Bölük, mevcut 2 takımıyla zincirden kurtulmuş susuz aslanlar gibi düşmanın dehşetli şarapneli altında koşarak yayıldı ve Tekke Burnu’ndan 800 metre gerideyken 2 bölükten fazla düşmanı karşıladı. Açtığı isabetli ateş üzerine düşmanı geri çekilmeye mecbur etti. Bölük ileri sıçradıysa da gerideki sırtlara yerleştirilen düşmanın makineli tüfek ateşinden tekrar mevzi almaya mecbur oldu. Bölük komutanı bir kısım askeri ile yaralı olarak savaş hattından geri çekildi. O sırada Aytepe muhafız takımı subayından gelen haberde düşman kuvvetinin bir tabur tahmin edildiği ve Tekke Burnu kuzeyinde yeni kuvvetlerin karaya çıkmakta olduğu ve sağ kanattaki mangaların kısmen siperleri terke mecbur oldukları bildiriliyordu. 

Saat 07.00’yi geçiyordu. Seddülbahir sahilleri ve arkası cehennemi bir hal almıştı. Düşmanın Ertuğrul Koyu’na sevk ettiği kuvvetleri, 11. bölüğün oraya gelmesiyle bir kez daha mahvoldu. Fakat Tekke Koyu düşman çıkarmasına kaynak oldu. Her ne kadar siperleri terke mecbur olan askerler geri sırtları ve Aytepe’yi tuttu ise de buradan sahil görünmüyordu. Bu nedenle düşman kolaylıkla karaya çıkıyor ve iki tarafa yayılıyordu. Tekke Koyu civarına çıkarılan düşman kuvvetleri koşarak geliyorlardı. Beş takım kuvvetimize karşılık düşmanın bir taburdan fazla kuvveti taarruz ediyor ve makineli tüfekleri işliyordu. Bunun üzerine istihkam bölüğünün bir takımı ihtiyatta alıkonularak diğer iki takımla batı savaş hattının sağ kanadı uzatıldı. Bu suretle düşman durduruldu. 

Asker ve subayların gayret ve kahramanlığına tam bir güveni vardı. Pek az miktarda olsa bile düşmanın üstün kuvvetinden yılmayacakları muhakkaktı. Nitekim de öyle oldu. Seddülbahir’deki bir takımın yarısı iskele başında, yarısı köy dışında Değirmenler civarında yerleşmişken ve bu takımın yarısına yakını şehit ve yaralı verdiği halde iskele ve civarından o gün çıkarma akşama kadar engellenmiş ve düşmanın yüzlerce subay ve askeri mahvedilmişti. Bir esir Avustralyalı er ile 2 İngiliz tüfeği geriye gönderilmişti. Bu hal ve vaziyet iki, üç saat devam etti. 

Mevcut telefonlardan da katiyen istifade edilemedi. Telefon hatları direklere asılı, hava hattı olduğundan ilk bombardımanda bir kaçı yerinden koptu ve bir daha tamir edilemedi. Taburda ihtiyat cephanesinden başka fazla olarak 50 sandık cephane vardı. Başarımızın başlıca sebeplerinden biri de budur. Yoksa başka türlü olacaktı. Alaydan istenen cephane muharebenin başından yirmi bir buçuk saat sonra geldi. Eldeki bu ihtiyat cephane sayesinde yirmi bir buçuk saat ateş eksilmemiş ve kesilmemiştir. Ateş idaresi de mükemmeldi. Bu da askerin vaktinde silahaltına alınmasını ve bu vesile ile dirayetli subaylar elinde talim ve terbiyesi sayesinde olmuştur. 

Ezine’li Yahya Çavuş

Saat 15.00’e kadar Tekke Koyu’ndan başka çıkarmaya muvaffak olamayan düşman, Ertuğrul Koyu’ndan çıkarmaya tekrar teşebbüs etti. Ertuğrul Koyu’nun batı yönüne yerleşen ve koyu yandan gören 5 manga askerimizle başındaki 10. bölük ikmal efradından Ezine’li Yahya Çavuş’un cesaret ve kahramanlığı sayesinde anılan koy sahili boydan boya düşman cesetleriyle dolmuştu. 

Yahya Çavuş, kahraman olduğu kadar sebat ve metaneti maiyetinde icrayı nüfuzu sayesinde mangaları askerleriyle birlikte sayısız ve dehşetli bombardımana karşı akşama kadar sebat ile düşmanın yüzlerce askerini öldürdü. İkindiden sonra Ertuğrul Koyu’nu yandan döven bu 4 mangalık siperin mahvılüzumlu olduğuna düşman tarafından tam kanaat oraya çıkmış olmalı ki düşmanın bir kısım donanması oraya ateş açtı ve adı geçen siperleri dümdüz etti. Kahraman Yahya Çavuş sağ neferleriyle beraber o siperlerden başka tarafa atladı ve düşmanın çıkarmasına engel olmak için ateşine devam etti. 

Ne çare ki Tekke Koyu’ndan çıkan düşman kuvveti Aytepe’yi aldıktan sonra Ertuğrul Tabyası’nı arkadan sardığı haberi Yahya Çavuş’a geldi. Kahraman çavuş kumandası altında bulunan takımın geriye kalanlarıyla bu yeni düşmana doğru ilerledi ve süngüleri taktırdı. Fakat kendisine haber varmazdan evvel oradaki manga askerinden dördü şehit, ikisi yaralı olması üzerine düşman makineli tüfeği kurmuştu. Yahya Çavuş’u makineli tüfek ateşiyle karşıladı, ortalık kararmıştı. Bir tabur kadar iş gören Yahya Çavuş mahcup bir vaziyetle Harapkalesi’nde bölük komutanına katılmaya mecbur oldu. Ertuğrul Koyu’nu 12 saat müdafaa ettikten, her türlü ateşe dayandıktan ve siperleri dümdüz olarak arkası alındıktan sonra mevkiinden ayrıldı. 

Yahya Çavuş emsallerine üstün bir surette taltife layıktır. Bölük subaylarının şahadeti, tabur komutanının daha sonra yaralanmasıyla hastaneye gitmesi Yahya Çavuş’un kahramanlığının duyulmasına meydan vermedi. Ertuğrul Tabyası harabesi akşamdan sonra düşmanın eline geçti. Bugün düşmanın çıkarması 5 taburu geçmişti. Fakat 2 taburdan fazlası mahvolmuştu. Takriben 450 kişi eksildi. İki yüzbaşı ile iki teğmen de hastaneye sevk edilmişti. Aynı zamanda düşman kütleleri fazlalaştı. Harp hattı çok büyüdü. Geceleyin bir süngü hücumu tasarlandı. Düşman da bunu biliyormuş gibi sürekli aydınlatma tabancaları atıyordu. Batı cephesine gidildi. 9. bölük subay ve askerlerine, milletin mukadderatının bu gece bize bağlı olduğunu, düşmanın ilerlemesine mani olup, ordumuza zaman kazandırırsak vazifemizi tamamlamış olacağımızı ve burada bulunduğumuz müddet zarfında geçen her saat ordumuz için bir zafere, düşmanımız için bir kahra sebep olacağı anlatıldı ve sebatımız lazım olduğu söylendi. 

Askerler hem kurşun atıyor, hem de süngü hücumu için emir bekliyordu. Düşmanın kuvvetiyle kendi kuvvetlerini mukayese etmeyi hatırlarına bile getirmiyorlardı. Batı cephesindeki 6 takım kuvvetindeki subay ve askerimize karşı düşmanın 3 makineli tüfek ile muhakkak 2 taburdan fazla kuvveti vardı. Güney cephesindeki 5 takımdan ibaret 2 bölük askerimize karşı da nakliye vapurlarında makineli tüfeklerle sahile yapışan 300 yüzden fazla düşman askeri bulunuyordu. Karanlık düşmanın çıkarmasına müsaade etti. Tekke Koyu’ndan çıktığı gibi Ertuğrul Koyu’ndan da çıkıyordu. Askerlerimiz de atışta kusur etmiyordu. Vurulan kalıyor, vurulamayan arazinin girintili kısımlarında saklanıyordu. Yatsı zamanıydı ki düşman ilerlemek istedi ise de yediği şiddetli ateş üzerine tekrar sipere sığınmaya mecbur oldu. Yaralıların gerisi alınmıyordu her taraftan yaralıların gelişi büyük tesir yapıyordu. 

Kuvvetimiz azalıyordu. Subaylardan mukavemetin mümkün olmadığı haberleri geliyordu, askerlerimiz yine faaliyet gösteriyordu ve düşmanı tespit ediyordu. Düşman sıçramalarla ilerliyordu, hücum ediyordu. Sıçrayanların da büyük kısmı öldürülüyordu. Düşmanın telefatı fazla oluyordu fakat gece çıkartmanın ne olduğu artık tahmin edilemiyordu. Düşman şarapnelinden, birçok makineli tüfek ateşin den ve piyade ateşinden mıntıkada dövülmeyen bir karış toprak kalmadı. Saat 12’ye kadar bütün cephane kutuları harp hattına gönderilmiş bulundu. Ateş gittikçe şiddetleniyordu. Cephane getirmek mümkün değildi. Kirte ile Seddülbahir arasında asker, hayvan yürümesi imkan haricindeydi. Çünkü düşman adı geçen araziyi yardım gelmiş diyerek tarıyordu. Akşama kadar sebattan başka çare olmadığını ve cephanenin israf edilmemesine son derece gayret edilmesi tamim edildi. Maalesef kuvvetimiz azaldıkça düşman kuvveti çoğalıyordu. 

Ertuğrul Koyu’na karşı yerleştirilen Suphi Efendi bölüğünün fazla şehit ve yaralısı olduğu için bizzat müracaat etti. Bulunan 2 mangayla takviye edileceği ve siperleri emirsiz terk etmemesi emrini alarak siperlere gitti. Cephanenin kıtlığıyla beraber sağ kanadın kuşatılmakta olduğu görüldü. Eskihisarlık’tan ilerleyen düşman kuvveti de ilerlerse soldan dahi kuşatacağı açıktı. Saat 2.30’du, geri çekilmeye karar verildi. Çünkü 6 misli üstün düşman grubuna süngü hücumu neticesiz olacaktı. Morto Limanı’ndan ilerleyen düşmana karşı durulacak haberiyle 11. ve 12. bölüklerin kalanı istenildi ve bütün bölüklere böylece tamim edildi. Geriye gelen adı geçen iki bölüğün kalan askerleri takriben 200’e erişmişti. Bunlar bir üsteğmen ve bir zabit vekili ile ikinci hatta 11. bölük komutanı da Harapkale mıntıkasına 10. bölük tayin edildi. Çünkü 10. bölükte subay kalmamıştı. 


 

Şimdi bizi bırakıp gidiyorsunuz

Düşmanla mesafe 500 ve 600 metre arasındaydı. O sırada düşmana şiddetli bir ateş açılarak ateşten sonra Kanlıdere içinden Kirte istikametinde ve ikinci mevziiye çekilme emri verildi. Sargı mahallinde yaralıların yanına gidildi. Gücü olanların arkadaşlarla beraber gitmeleri ve gücü olmayanların burada kalacakları, yaralılara düşmanın eziyet etmeyeceği yapılan anlaşma gereğinden olduğu ve kendileri için ekmek çuvallarıyla 2 teneke su bulunduğu söylenildi. 

Yaralılar ‘dünden beri araba geleceğini vaat ediyordunuz, şimdi bizi bırakıp gidiyorsunuz cevabını verdiler.’ Nakledilemeyip kalanların adedi 70 kadardı. Bu cevaplarından müteessir olmamak kabil olmadı. Ağlayarak gönülleri alındı. Sargı mahallerine toplanan silahlar bir merkebe yüklenerek gönderildi. Saat 3’tü, tüfek sesleri azaldı, kuvvetimiz dereye doğru çekilmiş ve dereye inmişti. Düşmanın piyadesi takip etmedi. Yalnız ateşiyle takip etti. Ve donanma ateşi dehşetliydi. Bütün geri arazi taramaya başladı. O sıradaki ikinci hattımızdan sağ cenah siperlerinin düşman tarafında hakikaten işgal edilmiş olduğu görüldü. Dere ona göre ölü açıda bulunduğundan bir tesir yapmadı. Dere içinden giderek ikinci müdafaa hattının geçildiğinden kimse farkında değildi. Derede suyun derinliği bazı mahallerde kalçalara bazı yerlerde dizlere kadardı. Sudan çıkınca düşmanın şiddetli ateşine maruz kalınıyordu. İkinci müdafaa hattına gidilecek diye derenin sağına çıktım ve sırtlardan biraz ilerledimse de himaye için evvelce gönderilen kıtalara tesadüf edemedim. 

Siperde tek asker kalmadı

Saat 4 oldu. Ağır yaralı ve şehitten başka Seddülbahir sahil siperlerinde tek bir askerimiz kalmamıştı. O vakit düşman piyadesinin ilerlediği evvelce gönderilen iki bölük araştırıldıysa da kimse bulunamadı. Bu halde işgal edilen siperlerde sağı düşman tarafından tutulmuş ve sol gerimizde de düşman bulunduğuna göre vaziyetimiz fenalaşmıştı. Saat 5’e kadar sağ ve sol cenahımız gözetlenerek kaimdi. Ve mevcut cephane teftiş edildi. 20’den 50’ye kadar fişekleri olan ve hiç fişeği olmayan askerler görüldü. 

Kendi başına kalan bu kuvvetle orada gece bulunmaktansa geriye çekilmek daha uygun görülerek 5.30’da dereden Kirte’ye doğru hareket edildi. Kirte’ye 1,5 kilometre kalarak evvelce gönderilen 2 bölüğün dere kenarında oturmakta oldukları görüldü. Alay karargahına gidilince askerlerin de alay karargahına gelmesi emri verildi. Asker de geldi. Taburun mevcudu yoklandı. Zayiattı 3 yüzbaşı, birisi şehit ikisi ağır yaralı, teğmen birisi şehit ikisi yaralı, 570 silahendazdı. Gece cephane ikmal edildi ve ihtiyat olarak alay karargahında hazır bulundu.
 
Kısaca tabur, ordunun en naçiz bir taburu olduğu ve vazifesinden başka bir şey yapmadığı ve düşmanın sayı ve silah üstünlüğüne rağmen gayesini gerçekleştirebilmesi ancak Allah’ın yardımıyla olduğunu itirafla beraber, 25-26 Nisan tarihlerinde Seddülbahir sahilinde mukavemet ve metanetini ve subayların çoğuyla askerlerin yarıdan fazlası harp hattından hariç kalıncaya kadar son derece gözü kara fedakarlık göstermiştir.

Hibya Haber Ajansı

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı