Gündem

Türkkan: Gördük ki ekonomi değil, enflasyon şahlanmış

Türkiye, Dün İtibariyle Dünya Genelinde En Yüksek Vaka Sayısı Bildiren Ülkeler Listesinde 3. Sırada Yer Aldı

Türkiye, dün itibariyle 31 bin 923 koronavirüs vaka sayısı ile dünya genelinde en yüksek vaka sayısı bildiren ülkeler listesinde 3. sırada yer aldı.

Koronavirüs salgını her geçen gün daha da tırmanıyor. Hastaneler yetersiz kalıyor, yoğun bakımlarda yer bulunamadığı için Spor salonları, tuvaletler, otoparklar yoğun bakıma dönüştürülmeye başlandı. Örneğin, İzmir de salgında sıkıntılı günler yaşıyor. Hastanelerde yataklar ve yoğun bakımlar doldu. Her geçen gün kötüleşen tablo üzerine Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Spor Salonu da hastaneye çevrildi.

İzmir Tabip Odası Başkanı da ne diyor; “Bundan sonra bunları çok göreceğiz. Koridorları, depoları, hangarları, spor salonlarını hastaneye çevirmek gerekecek.”

Ordu’da da otopark ve yemekhanelerin ardından tuvaletler de yoğun bakıma dönüştürülüyor. Birçok şehrimizde de ne yazık ki tablo bundan farklı değil.

Aşı gündemde Çin’in bulduğu ön kullanıma hazır aşılarda var. Amerika ve Almanya’da geliştirilen aşıların daha güvenilir olduğu yönünde bulgular var. Bu aşıları sipariş verirken 170 milyon aşı gerekiyor biz 20 milyon sipariş vermişiz ve Çin aşısı. Çin aşısı siparişi veren ülkeler Türkiye ve Endonezya.

Gördük ki ekonomi değil, enflasyon şahlanmış

Bugün şahlanan ekonomimizin enflasyon rakamları açıklandı. Gördük ki ekonomi değil, enflasyon şahlanmış. Aslında Türkiye’de enflasyon yüzde 40. Pazara çıkan, doğal gaz faturası ödeyen herkes bilir ki, Türkiye’de enflasyon yüzde 40. Ama nedense TÜİK rakamları tersinden okumaya alışık olduğu için yüzde 14 olarak açıkladı. Hep kötü bir şey olduğunda burası Tanzanya mı deriz ‘ya.

Enflasyon

Tanzanya % 3.10

Türkiye %14,03

Faiz

Tanzanya %5.0

Türkiye %15.0

İşsizlik:

Tanzanya:%9,6

Türkiye:%13,2

En temel sorunumuz enflasyon. Eğer Enflasyonu %5 in altına düşüremediğimiz sürece sorunlar çözülmez. Ülkemizde 1 ayda gerçekleşen Enflasyon birçok ülkede 2-3 yılda bile gerçekleşmiyor. Türkiye’de Kasım ayında gerçekleşen Enflasyon:%2.30

Gerçekleşen Yıllık Enflasyon

ABD :%1,2

Almanya:% -0,30

Euro Bölgesi :%-0,30

Fransa :% -0,20

İtalya :%-0,20

G Kore :%-0,60

Japonya :%-0,40

ASGARİ ÜCRETLİNİN HİSSETTİĞİ ENFLASYON YÜZDE 40

AK Parti’nin iflas eden ekonomi yönetimi tüm milletimizi 2018 yılından bu yana hızla fakirleştirdi. İktidarın TÜİK üzerinden su borusuyla, elektrik sayacıyla ölçtüğü gibi enflasyon öyle yüzde 14 civarlarında değil. Özellikle asgari ücretlinin hissettiği enflasyon en az yüzde 40.

Kirası, faturaları ve mutfak masrafları dışında hiçbir ekonomik imkanı olmayan, pazar filesini dolduramayan asgari ücretlinin enflasyonu yüzde 40.

Milyonlarca işçiyi ve ailelerini ilgilendiren asgari ücret görüşmeleri yarından itibaren başlayacak. Ekonominin iyice kötüye gittiği ülkemizde Asgari ücretle geçimini sağlayan vatandaşlarımızın, işçilerimizin yükü daha da ağırlaşıyor. Bu insanlar geçimlerini nasıl sağlayacaklar? Türkiye’den bir asgari ücretlinin Nobel ödülüne aday gösterilmesi gerekir. Hükümet, asgari ücretle zor şartlar altında geçimini sağlayan vatandaşlarımızı, işçilerimizi tamamen açlığa terk ediyor. Devlet vatandaşını mağdur etmemekle yükümlüdür. 2020’nin başında bir asgari ücret 390 dolardı. Bugün bir asgari ücret 290 dolar. Asgari ücretli 100 dolar yani yaklaşık 800 lira fakirleşti. Yani asgari ücret 3’te 1 erimiş. Mevcut durumda, brüt asgari ücret 2 bin 943 lira. Kesintiler yapıldıktan sonra, çalışanımızın eline net 2 bin 325 lira geçiyor.

Sayın Meral Akşener İYİ Partinin önerisini grup toplantımızda açıkladı; “Brüt ücreti 3 bin liraya çıkarıp asgari ücretli çalışanımıza brüt kazancının tamamını ödeyelim” demişti. Devletimiz de çalışanımızın gelir vergisini ve SGK primini üstlensin. Böylece, asgari ücretle çalışan vatandaşımızın eline, net 3 bin lira geçerken, işverene olan maliyeti ise 3 bin 458 lira olmaya devam etsin. 3-5 kişi çalıştıran küçük esnafta aynı ücretli gibi zaten zorda, bu yükü onların sırtından almak lazım.

Ayrıca, bu düzenleme sadece asgari ücretliyi kapsamasın. Asgari ücretin üzerinde maaş alan çalışanların da, asgari ücretten doğan SGK primini ve gelir vergisini devlet üstlensin. Devlet, bütün çalışanlarının cebine aylık 675 lira koysun, ama bu parayı işverenden almasın. Yani işverenimiz çalıştırdığı asgari ücretli vatandaşlarımızın gelir vergisi ve SGK primini devlete değil, çalışanına versin.

İktidara buradan seslenmek istiyorum; Bu zor dönemde en azından 18 yıllık iktidarınızda bir kez olsun vatandaşımızın yanında olun. Bunu yapacak imkanınız var.

Öyle ya. Mehmet Cengiz’in 1 milyar vergi borcu var ne yapalım?

-Silin gitsin

-Kalyon İnşaata 9.5 milyar vergi istisnası

-Verin gitsin

-Demirören’e 700 milyon dolar lazım

-Ödeyin gitsin.

Ama asgari ücretliye gelince, “Asgari ücret neylerine yetmiyor.”

Yerli ve milliyseniz, bu millete düşman değilseniz, bunu sağlamak devlet adamlığının gereğidir.

Asgari ücret bugün;

Cumhurbaşkanlığı Bütçesi kadar artarsa 3 bin Lira

Doğalgaz zammına oranla artarsa 3 bin 200 Lira

Elektrik zammına oranla artarsa 3 bin 300 Lira

Gıdadaki enflasyona göre artarsa 3 bin 800 Lira

Olmak zorundadır.

Vardiya yemeğinde çıkan portakalı çocuğuna götüren babanın yaşadığını anlamayan, bütün hayatı yaşadığı Saray’dan ibaret zannedenler asgari ücreti belirleyemez.

İKTİDAR VATAN TOPRAKLARINI NAKİTE ÇEVİRMEK İÇİN TAM GAZ ÇALIŞIYOR

İktidar vatan topraklarını nakite çevirmek için tam gaz çalışıyor. Şimdi Memleketi Katar Katar satıyorlar. Milletin malını babalarının malı gibi Katarlılara dağıtmaya devam ediyorlar. Yarın Halk Bankası 1 liraya satılırsa kimsenin buna ses çıkarmaya hakkı kalmayacak. İktidar her şeyi sattı. Özelleştire özelleştire elde kamu iktisadi kurumu bırakmadı, 70 Milyar dolar gelir elde etti, daha fazlasını Suriye’lilere harcadı. Parayı buhar, devletin malını da yok ettiler. Ülkeyi Katar’lılara satıp o parayla Suriye’lileri besliyoruz. Basiretsiz müflis tüccar gibi oldu ülke.

Elde kalan değerli şirketleri ve kurumları da Varlık Fonu denen ama İktidarın arpalığına dönen bir yapıya devrettiler. Bankalar, limanlar, Kanal İstanbul arazileri ve hatta ordumuza zırhlı araç üreten Sakarya Tank Palet Fabrikası. Bunlar yetmedi, şimdi de Borsa İstanbul’un yüzde 10’luk payı kapalı kapılar ardında Katar’lılara satıldı.

İktidar’a soruyorum; Sizin devlet yönetme anlayışınız; yaptıklarına sessiz kaldığınız 2 milyon nüfuslu bir ülkeye, 83 milyonun varını, yoğunu satıp, savmak mı?

Bakın; Hep diyorlar ya, Katar bizim dostumuz, bir de ilave ettiler dün. “Katar Müslüman olduğu için mi rahatsızsınız?”

Ben size anlatayım; Katar, Körfez Arap Ülkeleri İş Birliği Konseyi üyelerinden bir tanesi, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti denilen o Rum kesimiyle ilgili sözde cumhuriyetle ilk diplomatik ilişki kuran ülke o bildiğiniz savunduğunuz Müslüman Katar. Şu anda hâlâ Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle ihtilaflı sahasında Exxon şirketiyle petrol arayan ülke de Katar Oil; İktidar’ın o dost dediği ülke.

Onun dışında Doğu Akdeniz’de petrol aramayla ilgili, gaz aramayla ilgili meselede bütün Avrupa’nın bize karşı çıktığı, bizi yalnızlaştırdığı o dönemde sözde Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’yle beraber o bölgede gaz ve petrol arayan ülke Katar’dır.

Bu fotoğrafta kimler var? Katar Petrolleri CEO’su Saad bin Şeride el-Kabi, Kıbrıs Enerji Bakanı George Lakkotrypis ve ExxonMobil Başkan Yardımcısı Andrew Swiger. 5 Nisan 2017’de Lefkoşa’da anlaşma imzalıyorlar. Bu fotoğraf sizin Katar aşkınızın nelerle ilgili olduğunu çok iyi anlatıyor. İktidar’ın her şeyini verdiği Katar işte bu, bizim rahatsız olduğumuz Katar da bu.

Ama ben şimdi İktidar’a soruyorum; Biz bunları söyleyince, bundan mı rahatsız oluyorsunuz, bunların ortaya çıkmasından mı rahatsız oluyorsunuz?

KATAR’A SUYU YÖNETME ORTAKLIĞI VERMEK DEMEK SUSUZLUĞUN, AÇLIĞIN VE SEFALETİN DAHA DA ARTMASI DEMEKTİR

26 Kasım 2020 tarihinde toplam 10 farklı satış ve el değiştirme anlaşması imzalandı. Aslında en önemli konulardan biri iki ülke arasında yapılan su yönetimi alanındaki iş birliği anlaşması.

İçinde yaşadığımız bölgede suyun ne kadar önemli olduğu, kaynağa sahip olamayanların nelerle karşılaştıkları ortada. Bugün nasıl petrol için savaşlar çıkıyorsa yarın su için savaşlar çıkacak. Çünkü su kaynakları azalıyor, suya ihtiyaç artıyor. Yaşamımız hayati derecede suya bağlı. Bu yüzden diyebiliriz ki geleceğin en stratejik ve önemli kaynağı su olacak.

Türkiye, 2023’ten itibaren su fakiri olmaya aday bir ülke. Son günlerde susuzluk kendini iyice göstermeye başladı. Ankara’da barajlardaki su doluluk oranı yüzde 22 İstanbul’da yüzde 25

Bursa Nilüfer Barajı’nda ise yüzde 4. Barajlardaki su seviyelerinin gerilemiş olması susuzluğun giderek büyüyeceğini ve suya erişimimizin giderek zorlaşacağını gösteriyor. Yani suyun giderek çok daha pahalı bir ürün haline geleceği hem doğada yaşananlardan, hem de su sektöründeki hareketlilikten belli oluyor.

Önümüzdeki yıllarda artacak olan sıcaklıklarla birlikte susuzluk ve kuraklık Ortadoğu’nun en büyük ve en önemli sorunu olacak. İnsani bağlamda suyun paylaşılması önemli. Ancak kendi ihtiyacımız ortadayken suyu, petrol gibi ticaret öğesine çevirmek hiçbir ahlaka sığmaz. Katar, suyu içmek için kullanmayacak. Kendi petrokimya endüstrisini genişletmek ve para kazanmak uğruna suyumuzu heba edecek. Bu anlamda Katar’ın Türkiye’de suyu yönetmeye ortak olması da hiç iyi bir şey değil. Katar’la yönetilecek tek su varlığı Türkiye’de olduğuna göre Katar’ın Türkiye coğrafyasının su politikalarına damgasını vurmak isteyeceğini söylemek gerekiyor. Katar’daki doğalgaz üretimleri ve yakın gelecekte başlayacakları kaya gazı üretim süreçleri için, Türkiye’de yapacağı yatırımlarda ciddi boyutta suya ihtiyaç duyacağı apaçık ortada. Katar’a suyu yönetme ortaklığı vermek demek susuzluğun, açlığın ve sefaletin daha da artması demektir.

Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye-Katar Su Yönetimi Alanında İş Birliği Mutabakat Zaptı’na ilişkin yaptığı açıklamada “Bu mutabakat zaptı, sadece iki ülke arasında su yönetimi alanında deneyim ve tecrübelerin paylaşılması ve bilgi alışverişini mümkün kılacak bir metindir dedi.

Bakanlık, “Bu imzalanan metin, iki ülkenin birbirinden su temini, su nakli, suyun paylaşılması ve benzeri hususları içermemektedir” demiş.

Ben buradan bir şey sormak istiyorum. Katar’ın suyu var, veya suyla ilgili bilinen bir teknoloji üstünlüğü mü var? Keşke Katar’a su satıyor olsaydık. Bizim gibi birçok akarsuyu olan bir ülke ile Katar hangi su tecrübesini paylaşacak. Bu işin içinde bir iş var. Ne Katar’ın bizden öğrenip, kendine uygulayacağı su kaynakları var; ne de birçok su kaynağı olan Türkiye’nin Katar’ın olmayan tecrübesine ihtiyacı var. Yıllarca ülkemizde doğan, ama yabancı ülke denizlerine dökülen akarsularımızı uluslararası kontrole alma taleplerini de unutmayalım.

Türkiye Varlık Fonu CEO’su Zafer Sönmez: MADEN HOLDİNG YAKIN ZAMANDA HALKA ARZ EDİLECEK

Türkiye Varlık Fonu CEO’su Zafer Sönmez, 2 gün önce fonun gündeminde yer alan son gelişmeleri katıldığı yayında değerlendirdi. Sönmez açıklamaları arasında Maden Holding’i yakın zamanda halka arz edeceklerini de söyledi. Bu açıklama gündem bile olmadı. Holding dediklerine bakmayın, özel sektör aile şirketi filan değil eski Etibank’tır. Maden Holding ve Türkiye’nin tüm yer altı zenginliğini yöneten kamu kurumudur.

Türkiye Varlık Fonu’na bağlı Maden Holding A.Ş.’nin, iktidarın doğal yaşamın yağmalanması üzerine oturtulan altın madenciliğini ve diğer metal madenciliği tek merkezden yönetmek amacıyla kurulduğu sektörün temsilcileri tarafından söyleniyor. Yirmiye yakın madenin çıkarılması ve işlenmesinin Maden Holding’e bağlanacağı ve belirlenen yirmi maden içinde altın madenciliğine yapılan özel vurgu yandaşlarla planlanan yeni bir vurgunun işareti mi?

Bu yağma sürecini tek merkezden yönetmek amacıyla Maden Holding kurularak denetim dışı olan Türkiye Varlık Fonu’na devredilip büyük bir yağma ile birlikte uluslararası kredi kuruluşlarına holding eliyle doğal yaşamın rehin verileceği söylenebilir.

BAŞKANLIK SİSTEMİ DÜNYADA ÇÖKÜYOR

Türkiye’nin de bulunduğu 41 ülkede Başkanlık Sistemi yüzünden ülkeler ekonomiden demokrasiye her alanda yerlerde sürükleniyor. Başkanlık Sistemine hazırlandığımız 2017 yılından itibaren kişi başı milli gelir Türkiye’de 10 bin 500 dolardan 8 bin doların altına düştü. Başkanlık Sistemi Türkiye’ye yoksulluktan başka bir şey getirmedi. Vatandaşını yoksulluk ve sefalete sürüklemek Saray’ın tabiatında var.

Baktığımız zaman başkanlıkla yönetilen ABD ve Güney Kore dışındaki 41 ülke içinde tek bir gelişmiş ülke yoktur. Bu ülkelerin tamamı orta ve düşük gelir grubu içerisindedir. Demokrasi açısından ise durum gerçekten berbat durumdadır. Başkanlık sistemi ile yönetilen gelişmekte olan ülkeler iktisadi refah ve sosyal huzuru sağlayamıyor. Arjantin, Şili ve Venezuela en güncel örneklerdir. Şili’de bugün gelir dağılımının bozulması ve halkın yoksullaşmasından dolayı kaos var. Film tanıdık geldi mi size? Türkiye’de gittikçe gerilen hayat, sokaktaki gerginlik Şili’deki kaosu hatırlatıyor. Arjantin 2001 krizinden bu yana belini doğrultamıyor. Venezuela’da tuvalet kağıdı, kağıt paradan daha değerli hale gelmiş.

Ülkemize gelirsek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yüzünden ülke iflas etti. Sadece ekonomik olarak değil. Adaletten devletin kurumlarına her yerde bir iflas söz konusu. Aslında iflas eden Türkiye değil. İflas eden getirdikleri ucube sistemin kendisi. Tüm yaşananların altında “şahsım devleti” rejiminin iflası yatıyor.

Bu ucube sistem yüzünden; 18 yıllık Ak Parti iktidarı dönemindeki yanlışları ortadan kaldıracak hiçbir politika değişikliğine gidilmedi. Daha hızlı karar alacağız dediler, getirdikleri sistemde bile Hazine ve Maliye Bakanı 27 saatte ancak affedilebildi. İstifa etti demiyorum affedildi diyorum. Kimler affedilir? Suç işleyenler. Suçu ne? Ekonomik yıkımın sorumlusu olmak mı, yoksa kabile devletinde çadırdan ayrılmak istemek mi?

HİÇBİR “ACI REÇETE” TÜRKİYE’Yİ SORUNLARDAN KURTARAMAZ

Getirdikleri sistem Türkiye’nin hiçbir sorununu çözmediği gibi sorunları daha vahim ve çözülmesi zor hale getirdi. Bütün bunların sonucu olarak ekonomi iflas edince “acı reçete” diye milletin önüne bir fatura koydular. Bu fatura sadece daha çok yoksullaşma ve milleti daha çok sömürmekten başka bir şey değil.

Temel sorun getirdikleri Başkanlık Sistemi’dir. 18 yıllık yanlış politikalar ve bu yanlışları daha da derinleştiren “şahsım rejimi” tüm sorunların ana kaynağıdır. O yüzden diyoruz ki İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçmemiz elzemdir. Demokrasiyi ve hukuku yeniden kaim kılmadan Türkiye’de hiç kimse hiçbir sorunu çözemez. Hiçbir “acı reçete” Türkiye’yi sorunlardan kurtaramaz.

İYİ Parti olarak Türk milletinden aldığımız güçle ve azimle, demokrasi ve adalet ışığında Türkiye’yi güneş gibi aydınlatacak güce ve programa sahibiz. Hiç kimsenin endişesi olmasın. 2021 yılında bir erken seçim kaçınılmaz olacak. Güneş, Türkiye’ye yeniden doğacak.

RTÜK’ÜN CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın canlı yayINDAKİ SÖZLERİ nedeniyle HABERTÜRK’E CEZA VERDİ

RTÜK, CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın canlı yayındaki sözleri nedeniyle Habertürk kanalına 5 kez program durdurma ve en üst sınırdan idari para cezası verdi. Programı sunan Eren Eğilmez program sırasında gerekli uyarıyı yapmasına ve yanlış anlaşılan cümleyi düzelttirip geri aldırmasına rağmen RTÜK bu ağır cezayı kanala kesti.

Yani Haber Türk üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmesine rağmen RTÜK’ün linçine uğradı. Habertürk’e verilen cezanın sebebi CNN Türk, A Haber, 24 TV gibi tek sesli, parti ve tek adam propagandasından başka bir şey yayınlamayan kanallar gibi yayın yapmamasıdır. Medyanın tek sesli olduğu bir düzende çok sesli bir yayın hayatı sürdürmek için çabalayan Habertürk’e verilen ceza, kanalı tamamen iktidarın borazanı haline getirme çabasıdır.

RTÜK’e yayın beğendiremeyen kanalın ne yazık ki yeni sorunu RTÜK’e konuk beğendirememesidir. RTÜK, Türkiye’de tarafsız yayıncılığın sonunu getiren bir kuruma dönüştü. Adeta İktidar’ın ekran bekçisi oldu. RTÜK’ün işi iktidarın uşaklığını yapmak değil. RTÜK kendi işine baksın. Öncelikle ekranlarda ahlaksızlığın, kadın cinayetlerinin, kadına şiddetin, çocuk istismarının kol gezdiği programlara ve dizilere dur desin. Toplumda travma yaratan, kötü örnek sergileyen yandaş kanallardaki öğlen kuşaklarını düzeltsin.

Habertürk TV’nin yaptığı açıklamadaki gibi; RTÜK’ün verdiği ceza, sadece haksız ve hukuka aykırı değil, aynı zamanda katılımcı demokrasiye ve çoğulcu yayıncılığa yönelik bir infaz kararıdır. RTÜK’ün verdiği bu karar sadece Habertürk TV’ye uygulanan haksız bir müeyyideden ibaret değildir. Mesele özü itibarıyla demokratik, çoğulcu ve katılımcı yayıncılığın ülkemizdeki geleceği ile ilgilidir. Bugün gazeteci Muharrem Sarıkaya’nın da dediği gibi; Bir reform başlayacaksa RTÜK’ten başlanmalıdır.

ÇUKUROVA HAVALİMANI İHALESİNİN ARKASINDA BULUNAN ÜST DÜZEY SİYASETÇİ KİM BİZ BİLİYORUZ

Çukurova Havalimanı ile ilgili Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının açıklamasına değinmek isterim. Türkiye’nin böyle bir zor dönemde hem çalışanlarına hem işverenlerine destek verecek gücü vardır. Yeter ki kaynaklar doğru kullanılsın. İYİ Parti’nin asgari ücret teklifinin ardından devreye girdiler ve kaynak sorunundan bahsetmeye başladılar. Ak Parti iktidarının en büyük eksiği bu, Türkiye kaynakları doğru kullanılmıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın toplam ihale bedeli 320 milyon olan demiryolu işine 752 milyon fazladan ödeme yapılmış. 320 milyon ihale bedeli fazladan ödenen 752 milyon lira hesap bunun neresinde, vicdan bunun neresinde. Neresinden baksanız elimizde kalan ihalelerle bu ülkenin kaynakları birilerine peşkeş çekiliyor. Böyle bir rezalete imza atan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı geçtiğimiz haftalarda Sayın Genel Başkanımızın grup toplantısındaki sözlerini nezaketsizce yalan diye ifade etmiştir. Üçüncü kez ihalesi yapılan Çukurova havalimanı ile ilgili gariplikleri dile getiren ve doğruları söyleyen Sayın Genel Başkanımıza saygısızca yalan diyen bu Bakanlık bitmeyen rezaletlerin adresi olmaya devam ediyor.

Sayın Genel Başkanımız 300 milyon Euroya ihale edildi dedi diye yalan dediler buna. Ne kadar? 297 milyon Euro, yalan bu. Bu kadar hesap bilen bu Bakanlık 752 milyon liralık hesap hatasını nasıl açıklayacak. Genel Başkanımızın şartname ve ihale bilgileri üzerinden verdiği bu bilgileri yalanlayan bu bakanlığa birkaç hatırlatma daha yapmak istiyorum. Çukurova havalimanı ihalesinin arkasında bulunan üst düzey siyasetçi kim biz biliyoruz. İş en başından pis kokulara müsait hale gelmiştir. İhale şartnamesinde diyor ki; en az 35 bin metrekare havalimanı inşaatı yapmaları gerekiyor, ihaleyi alan firmanın yaptığı tek havalimanı var o da 10 bin metrekaredir. İhale şartnamesinde 35 bin metrekare yazıyor 10 bin metrekare yapmış yeterliliği var mı bu firmanın, yok. Yalan mı bu. Bir öncekinden farklı bir şartname hazırlıyorsunuz inşaat alanını 70 bin metrekare azaltılması var, bu da yalan mı? Son ihalede yolcu sayısı artırılarak firmaya ek kazanç sağlandığı da yalan mı? Son 15 yılda havalimanı yapma şartının 10 yıl olarak değiştirildiği de mi yalan. Milletin kesesinden 752 milyon lirayı haksız yere müteahhidin cebine koyan sorumsuzluğun hiçkimseye söz söyleme hakkı yoktur. Sayın Genel Başkanımıza yalancı diyecek cesareti nereden buldular bilmiyorum ancak bu mesele devlet hafızasında yerini alacak, bizim takibimizde olacak. Çukurova meselesinde sormaya devam edeceğiz takip edeceğiz. İptal edilen bir önceki ihale ile ilgili mahkeme sürecini de yakından takip edeceğiz.

Hibya Haber Ajansı

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı